Fıkra gibi; Cuma...

Bahri YILDIZBAŞ

Doksanlı yıllarda, heyecan ve hayallerimizin peşinde koşarken, dinlenmeyi, arkadaşla görüşmeyi ve sohbeti ihmal ediyorduk. Durum değerlendirmesinde, en azından Cuma günleri öğle saatinde okullarımızda veya hizmetini beğendiğimiz bir kaç lokantada buluşarak; yemek ve çay bahanesi ile muhabbet etmeye karar vermiştik. Bir kısmımız ve özellikle üç arkadaş, yemeklerden önce Cuma namazını kıldıktan sonra buluşma yerine giderdik. 

Hayatımda unutamayacağımız samimi, güzel ve başarılı yıllarımızdı. Çalışmalarımızdan dolayı yine şikayet ediliyor, incelemeler/soruşturmalar yapılıyor, o zamanki vekiller ve iktidar partilerinin başkanları ile milli eğitimde arkadaşlarımız var diye, daha dikkatli davranarak, daha çok çalışıyorduk. Vandaki yazılı ve görsel medya ile tüm sendika ve STK’lar da bunu çok İyi biliyordu. 

Van-Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda çalıştığım dönemlerde, teknik ortamlar, bahçe ve mekanlar yeterli olduğundan; öğle buluşmalarının çoğunu bizim okulda yaptığımız gibi, öğretmen atama komisyonu bizde toplanıyor ve ilimize yeni atanan aday öğretmenlerin çoğunluğuna, okulumuzun konferans salonunda “Hazırlayıcı ve Temel Eğitim Kursları” ile birlikte, ildeki tüm öğretmenlerin, bir çok semineri okulumuzda verilmekteydi. MEM Müdürü, Yardımcıları, Şube Müdürleri, Müfettişlerin bazıları konu anlatmak için geldikleri gibi, bende “Milli Eğitim Politikaları, Demokrasi Eğitimi, Öğrenme Yöntemleri, Sınıf Yönetimi, TKY, Deprem, Okul Sağlığı ve Halkla ilişkiler” konularını yıllarca aktarmaya çalıştım. 

Genel anlamda okulumuzdaki başarı, mülkü amirler, amirlerimiz, bakanlığımız, siyasiler, medya, çevre, bölge ve velilerimizin dikkatini çekmeye başlayınca, bunlardan rahatsız olanlar da vardı. Artık, yemekler yiyorlar (oysa yemekleri sıraya koymuştuk, her hafta bir kişi yemek yapar veya lokantaya giderdik.), paraları savuruyorlar, yerleri boyuyorlardan tutun, akla hayale gelmeyecek şikayetler. İncelemeler, soruşturmalar sonucunda “iftira ve mesnetsiz iddialar” ile kapanan dosyalar. 

Oysa; okulun tüm işlerini kamu kurumları, belediye ve mem atölyesi yapıyor, yerleri ve duvarları boyadığımız boyaları ise, karayolları yol boyalarının teneke diplerinde kalan boyalarını alıyor ve renklendiriyorduk. Küçük beyinli, fesat ve haset insanlar, sosyal çevrenin ne olduğunu bilmezler. Para harcamadan yapıyorduk. Her denetimde; ödüller, taktirler, aylıkla ödüllendirmeler verilir, bende çalışan ekibimi onore ederdim. Sınavlar, spor, folklör, çevre, Bayram törenleri ve  sayılmayacak alanlarda başarılar ve birincilikler. Cumhurbaşkanı, MEM Bakanı, Valiler, Belediye Başkanları ve Milli Eğitimin ziyaretleri, hatta ilçelerden kaymakamların “örnek okul” diye gönderdiği ekipler. 

Yine bir Ekim ayının sabah saatlerinde, odamdaki resmî hizmet telefonu çaldı ve “efendim” dediğimde, karşıdan çok nezaketli bit üslup ve güzel Türkçe ile “İyi günler efendim, Cumhuriyet İlköğretim Okulu Müdürü Bahri Yıldızbaş bey ile mi görüşüyorum.” “Evet efendim.” “Müdür bey, ben Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulundan, Baş Müfettiş ........, bu gün saat 12.00’de, Milli Eğitim Müdürlüğündeki ... nolu çalışma odamda, çay içmeye bekliyorum.” “Tamam efendim.” dedim ve heyecanla gittim. Tam 12.00’de, müfettiş bey içeri davet ederek “buyurun oturun” dedikten sonra çay istedi ve “Bir şikayet üzerine, ifadene baş vuracağım. Ancak şu anda, seninle sohbet edeceğiz ve konuşulanları yazmayacağım. Sohbetten sonra, soracağım sorulara cevap vereceksin ve hepsini yazacağım” deyince, biraz rahatladım ve sohbet etmeye başladık. Sohbet derinleşti, samimi bir ortam oluştu, gülmelerin ardından, MEM ve benimle ilgili konuşma, yerini Van ile ilgili tanıtım ve reklamlara (Van’ı lezzetli anlatmayı severim) bıraktı. 

Soru:1) Milli Eğitim Müdür Yardımcısı   B........, Şube Müdürü F.......... ve siz, her hafta Cuma namazına gidiyor musunuz? 

Cevap: EVET 

Soru:2) Hep aynı camiye mi, gidiyorsunuz? 

Cevap: HAYIR, farklı camilere gidiyoruz. Genelde, benim okula yakın olduğu için “Nan Yemez Baba Camisine” gidiyoruz. 

Soru:3) Siz, Cuma günleri camiden çıkarken; Cuma namazları eylemlerine şahit oldunuz mu?

Cevap: EVET, iki defa caminin önünde, ellerinde yeşil bayraklı insanların, çeşitli sloganlar attıklarını duydum. 

Soru:4) Cuma namazı eylemlerini ........ ........ planladığı ve organize ettiği, sizin de ona destek verdiğiniz iddia edilmektedir. Bu konuda, ne söylemek istersiniz! (Ortam buz, nefes on kat, hareketli ve içine sığmayan biriyim. Gülmek ve bağırmak istesem de; “Efendim, su içebilir miyim?” deyince, dolaptan bir hazır su ikram etti nezaketli müfettiş bey. 

El cevap: İnançlarımı, değerlerimi, ailemi, arkadaşlarımı ve özel yaşamımı kimseye yargılatmam. Benim ve arkadaşlarımın sosyal bir yaşamı, ailemiz, çocuklarımız, sınav, komisyon gibi sorumluluklarımız ile birlikte, saygın ve bilinen bir kimliğimiz, binlerce öğrencimiz, Velimiz ve öğretmenimiz olduğu gibi, herhangi bir gurup, cemaat veya tarikatla bırakın eylemi, işimiz olmaz, olamaz. Cuma namazını kılarım veya kılmam. İftira ve çamur atmak en ahlaksız bir davranıştır. İddiaları; kendim ve arkadaşlarım adına asla kabul etmiyorum. (İmza) 

İmzadan sonra, müfettiş bey çantasından bir kartpostal çıkararak, bana uzattı ve “Bu fotoğrafa bakar mısın?” diyerek verdi. 

40 Yaşındayım, Maşallah fener gibi gözler var ve bakar bakmaz, bu defa şok değil “BUZ”. Başımı salladım, püfledim, üfledim, sigaramı çıkardım, elimde tuttum ve müfettiş bey “Yak müdür bey yak, 36 yıllık müfettişim, çok iftiralara, kumpaslara ve rezilliklere şahit oldum, bunun gibi tehlikeli ve sinsi bir fotoğraf, böylesine ahlaksızlık hiç görmedim. Yak sigaranı, bu ülkeyi çok kötü günler bekliyor.” diyerek, ifadeyi çantasına bıraktı. Bir çok insandan, yöneticiden, valilikten, mitten elbette bilgi, belge ve ifade almıştı. Bilgili, nitelikli, işinin ehli ve adaletli yöneticilere hep saygı duymuşumdur, onların yaptığı teftiş ve soruşturmalardan hiç bir zaman rahatsız olmamışımdır. Van ve Ankara İl Disiplin Kurulları ile 1997 Soruşturma Teknikleri Eğitiminden, 2017 yılına kadar yaptığım onlarca, inceleme ve soruşturmada; yasalara, kanunlara, yönetmelik, yönerge, uygulamalara bağlı, vicdan ve merhamet duygularımdan uzaklaşmadan, adaletten taviz vermeden, kişileri kayırmadan, haksızlık etmeden raporlarımı düzgün bir şekilde yazarak, disiplin kurullarına teslim etmiş ve değiştirme tekliflerini, şiddetle reddetmiş biri olarak huzurluyum. 

Peki ben, neden hep hedefteki müdür oldum. Kendime sorduğum sorunun cevaplarını yukarıda uzun uzun yazdım. Haktan, hukuktan taviz vermiyor, adaletli ve eşit davranıyor, sicil amirleri olduklarımı satmıyor, ispiyonlamıyor, merdiven altın dergici, kitapçı, servisçi, kıyafetçi, etüt, dershaneler ve özel ders veren ekiplerle pazarlık yapmıyor, öğrencilerimi satmıyor, birilerinin önünde eğilmiyor, çocukları/gençleri çok seviyor ve koruyorsan, şer guruplarına menfaat sağlamıyor, bir de saygım kimlik sahibi ve başarılı oluyor isen “SEN, HEDEFTEKİ YÖNETİCİSİN”. 

Yazımı okuyanların, bazılarının fotoğrafı sorduğunu, bazılarının unuttuğunu duyar gibiyim. 

FOTOĞRAF; Camiden çıkıyorsunuz, bahçe kapısının çıkışında arkadaşlarınızı beklerken, karşıdan bir gurup ellerinde yeşil bayraklarla geliyor ve slogan atıyorlar. O kalabalıkta arkadaşlarınız sizi arıyor ve siz elinizi kaldırarak “buradayım gelin” gibi işaret ederken, arkadaşta elini yukarı kaldırıyor “tamam” diyor. İşte o anda, bir fotoğraf çekiliyor ve fotoğrafta; sizin elleriniz ile eylemcilerin elleri havada olunca, sizler eylemi yönetiyorsunuz!...”

 Ve delilli dilekçeyi; Vandan, Ankara’ya APS... 

Bazı şehirler ve ülkeler nasıl kalkınsın? Çalışan ve dik duran insanlar, nasıl hasta olmasın? 

Yalnızsın...

Sevgimizi ve değerlerimizi kaybetmeden, selamlar. Sağlıklı ve huzurlu bir hafta diliyorum.