'Eski dostlar' unutulmasın...

Hülya SEZGİN

Kapıdan giren bir sağa, bir sola bakınıyor. Heyecanlı mı heyecanlı... Gözlerini kısarak oradakileri seçmeye çalışıyor... Tanıdığını görünce sevinçle sarılıyor...

Bilmece gibi yapmayayım, en iyisi baştan anlatayım... 

Malumunuz bendeniz şimdi ressam olmakla birlikte naçizane yazarlık da yapsam, aslında emekli bir bankacıyım...

Okul biter bitmez memleketin en büyük bankalarından birinde, İzmir'in  İkiçeşmelik-Mezarlıkbaşı semtindeki şubede çalışmaya başlamıştım. Yaşım genç, bekardım. O zamanlar bilgisayarlar iş yaşantımıza girmemiş, yazıyı daktiloda, hesabı da Facit denilen takur tukur gürültülü, elle çalışan bir hesap makinesi ile yapardık. Toplamamız gereken rakamları kontrol edebilmemiz için de elektrikle çalışan şeritli bir hesap makinesini kullanırdık. Ancak şubede bir ikiden fazla bulunmadığı için sürekli muhasebe ve senetler servisinde dururdu bu şeritliler. Pek kıymetliydi. Rakamları bastıktan sonra yazarken "cart cart" diye çıkardığı ses kullanana ayrı bir hava verirdi...

Bu Yenigün Şubesi'nde 46 çalışandık. Birkaç arkadaşımızın dışında hepimiz bekardık. 46 kişinin 26'sı kadındı. Öğle yemeği tatilinde manken gibi 26 genç kız şubeden çıkarken esnaf işi gücü bırakır bize bakardı. E ne yapsın insanlar... Her birimiz ayrı güzel, genç, bakımlı ve süslü idik... 

O yoğun iş temposunda hepimiz sevgi, dostluk, kardeşlik duyguları içindeydik. Çok eğlenirdik. Hafta sonları otobüs tutar pikniğe ve denize giderdik...

Bizim şube o dönem bir efsaneydi... 

Zaman içinde birer birer evlendik. Bu kez uzun süre aile toplantıları yaptık. Çocuklarımız oldu... Gittik... Geldik... 

Sonra başka şubelere tayin olduk... Evlerimizi o semtlere taşıdık. Zaman içinde koptuk. Ancak emeklilikle birlikte kadınlar olarak yeniden bir araya geldik. Ayda bir birimizin evinde toplanarak gün yapmaya başladık. Dile kolay nerede ise 25 yılın üstünde de bu devam ediyor...

Bu arada kimi zaman bir erkek arkadaşımızla rastlaştığımızda bize sitem ediyorlar.  

"Bir gün gününüze bizi de çağırın!" diyorlar.  

Diyorlar da... Biz de istiyoruz ama bir türlü olmuyor... 

Neyse... 

Emekliler Derneğimizin Üçyol'da lokali var. Hani bu yıl başından beridir orada emekli arkadaşlarıma resim kursu veriyorum ya... Güzel, geniş, ferah bir yer... Arada orada toplantılar da yapılıyor. Dernek yönetimi ve başkan yardımcısı sevgili Aysel Çelikok büyük çabalarla birlik ve beraberliğimiz için çaba ve emek harcıyor...

"Bu kez toplantımızı dernekte yapalım" diye karar alınınca hemen aklıma geldi.

"Erkek arkadaşlarımızı da çağıralım" dedim. Diğer arkadaşlar da olumlu bakınca hemen işe koyuldum Firak'ı ve muhasebecimiz Ramazan abimi, Ali beyi aradım. Firak da Cemal ile Şemsettin'i aradı. Önay abim Metin beyi ve başka bir-iki arkadaşı daha aradı. Herkes gelmek çok istedi ama kiminin sağlık sorunu, kiminin başka engeli çıktı...

Gelemeyenler için "bir daha burada toplanırız" dedik.

16 kişi toplandık. Kimimiz zayıflamış, kimimiz şişman... Kimimizin saçı ağarmış... Ama gözler, gülüşler aynı. Kapıdan ilk girişte birden anımsayamazsak da sonra sevinçle sarıldık... 

Firak Karşıyaka Spor Kulübü'nde futbol oynamış. Sonra bankacı olmuş... O zaman da esprili, hepimize şakalar yapan renkli kişilik.  Hâlâ öyle... Yırtık pırtık bir pantalon giymiş, saçlar stil traşlı, aynı şekil uzun sakal... Gümüş yüzükler,  kolyeler,  bileklikler... Hepsi tamam da ayakkabısının biri hardal renkli, diğeri siyah bot... O bilerek yapıyor ama vapurda gören genç kızlar birbirlerine gösteriyorlarmış yanlışlıkla giymiş sanıp...

Karşıyakalı ya... Havalı... Genelde Karşıyakaspor kulübü renkleri olan kırmızı yeşil renkte çoğu şeyi. Saat kordonunun bile yarısı yeşil, yarısı kırmızı...

Ayakkabılarının çoğunun bir teki yeşil bir teki kırmızı... Çorapları da... "Ben hep gençlerle takılıyorum" diyor... 

Neyse içeri girdikten sonra "Hoş geldin" diyen Jale'ye bir güzel sarılmış sonra dönmüş Kudret'e "Kim bu?" demiş. Öyle de komik... 

Aysel içimizde temiz yürek. Allah'ım ne uğraşırdı onunla, kızdırırdı. Aysel oruç tutardı. "Merhaba Aysel" diye tokalaşmak isterdi hınzırlığına... Aysel oruç sakatlanır diye uzatmazdı elini. Sonra biz "İyi niyetli olunca olmaz bir şey!" deyince uzatırdı. Tokalaştıktan sonra muzur Firak; "Hadi bakalım, ben iyi niyetli değildim. Ne olacak şimdi, gitti orucun!" derdi. Aysel bir üzülürdü... "Sakatlandı mı gerçekten?!" diye kahrolurdu... 

Ramazan abi muhasebecimizdi. İşlem yaptığımızda müşteri imzaladıktan sonra kimi zaman bilerek, kimi zaman bilmeden kalemler yok olurdu... Biz sonra farkederdik. E kalemsiz olmaz. Çaktırmadan bir başkasından yürütürdük.  Çünkü Ramazan abi kalem istemeye gidince boşunu getirmeden yenisini vermezdi... E boşu yok ki, müşteri götürmüş... 

Cemal'i görmeyeli nereden baksan 30 yıl olmuştur. Fakat bir ara bir konu için ben onu aramıştım... Unutmuşum... O unutmamış... "Biz konuşmuştuk" diye detayları ile anlatıyor... Hafıza maşallah zehir... 

Bu arada biz evlendiğimizde Hikmet akşamları beni almaya şubeye gelirdi. Hepsi tanıyor ve seviyorlar. Hepsinin eniştesi. Behiye ona "evlat" derdi. O da onun elini öperdi. "İlle de o da gelsin" dediler. Birlikte gittik... Behiye'nin yine elini öptü...

Anıları anlattık, anlattık güldük. Unuttuklarımızı yeniden anımsadık...

Kimi arkadaşlarımız erken göçtü... Onları da unutmadık, rahmetle andık... imilerini "nerede, nasıl?" diye sorduk...

40 yıl öncesine gittik... Çaylarımızı içtik... Sarmaları, börekleri bir güzel yedik... Bu üç-dört saat içinde kendimizi inanın o yaşta hissettik... 

Bir daha bir gezide buluşalım diye sözleştik...

Bize ikramlara ve sunumda yardımcı olan sevgili Jale, Kudret ve Ekrem abime teşekkür ettik...

Ayrılırken hepimizin gözü ışıldıyor... Daha dinç görünüyorduk... 

Eski dostlar unutulmasın...

Haber de gelsin, selam da...

Buluşulsun... Anılar, mutluluk paylaşılsın...

İnanın çok iyi geliyor...