Er ya da geç Esad ve yandaşları gidici

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Viyana'da BM Medeniyetler İttifakı 5. Küresel Forumu'nda yaptığı konuşmanın ardından BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Avusturya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger, Medeniyetler İttifakı Yüksek Temsil

Erdoğan Suriye ile ilgili bir soru üzerine şu ana kadar uluslar arası camianın Suriye konusunda beklenen tepkiyi koymadığını söyleyerek, “Er ya da geç zalim, diktatör, otokratik rejimin bir numaralı sahibi olan Esad ve yandaşları gidicidir. Daha buna tahammül etmeleri artık onların mümkün değil. Şu anda hepinizin de bildiği gibi bazı ülkelerin destekleri ile zor ayakta duruyor” dedi.

Başbakan Erdoğan, yabancı bir gazetecinin "Esed rejimiyle diyalog mu olmalı yoksa başkaldıranlara, mücadele edenlere destek mi verilmeli? Uluslar arası camia ne yapmalı?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Şu ana kadar uluslararası camia maalesef Suriye konusuna kendisinden beklenen tepkiyi koydu diyemeyiz. Bu kenarda, kıyıdaki 2-3 ülkenin sırtına kalmış durumda. Son anlarda bazı gelişmeler oluyor, fakat muhalif güçlerin buradaki verdiği mücadele her türlü takdirin üstündedir. Bütün imkansızlıklara rağmen Suriye halkının demokratik mücadelesine zemin hazırlama gayretidir bu mücadele. Bazı görüntüde büyük olan ülkeler şu ifadeyi kullanıyor; ‘Esed gidince yerine kim gelecek?’ Her zaman bir sözüm var; ‘Büyük olaylar veya devrimler büyük liderleri doğurur, bazen de liderler büyük olayları doğurur’. Er veya geç zalim, diktatör, otokratik rejimin bir numaralı sahibi olan Esed ve yandaşları gidicidir. Daha buna tahammül etmeleri artık onların mümkün değildir. Şu anda bazı ülkelerin destekleriyle zor ayakta duruyor, ama ben burada Sayın Genel Sekreter'de son Kuveyt'te yaptıkları donörler toplantısında destekleri aldılar, gerek bu tür gerekse farklı desteklerle birlikte Suriye halkının yanında tüm insanlık olarak yer almaya mecburuz eğer demokrasiye inanıyorsak, eğer özgürlüklere inanıyorsak. Bunun içinde fikri özgürlükler vardır, inanç özgürlükleri vardır. İnanıyorum ki, özgürlük mücadelesini verenler buradan er geç galip çıkacaklardır."

Erdoğan, yabancı bir gazetecinin "Hafta sonu Kürt siyasetçiler İmralı Adası ile görüştü. Bu çerçevede Nevruz'dan önce ateşkes bekliyor musunuz?" sorusu üzerine şunlar söyledi: "Şu anda bu süreç için tarih şöyledir veya böyledir demek mümkün değil, ama hükümet olarak, iktidar olarak en kısa zamanda böyle bir çözüm sürecinin başlaması beklentimizdir, gayretimiz bu istikamettedir. Temennimiz odur ki çok kısa zaman içerisinde netice alırız ve sınırı terk başlar, silahlar bırakılır ve böylece ülkemizin beklediği huzura, refaha hep birlikte kavuşmuş oluruz"

Forumun özellikle "Çoğulculuk ve Diyalog İçinde Sorumlu Liderliğin Teşviki" başlığıyla düzenleniyor olmasını da anlamlı ve zamanlı bulduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çoğulculuk ve diyalog kavramları, barış içinde bir arada yaşama veya çoklukta birlik diye ifade ettiğimiz, özellikle bizim yaşama kültürümüzün güçlendirilmesi bakımından anahtar kavramlardır. Bu kavramların somutlaştırılması noktasında en başta biz siyasetçilere önemli görevler düşüyor. Sayın Ban Ki-Moon'un ifadesiyle de şu anda dünyanın gündeminde, adına soykırım mı diyebiliriz veya mezhepler arası çatışma mı diyebiliriz veya bir iç savaş mı diyebiliriz, şu anda Suriye'nin geldiği nokta ortadadır. Bunu bir kenarda bırakamayız. 70 bin insan, çocuk, kadın, yaşlı ölmüştür. Şu anda ciddi manada Türkiye, Ürdün, Lübnan yaklaşık 700-750 bin insan buralara iltica etmiştir, kaçmıştır. Sadece benim ülkemde şu anda 250 bine yakın insan, gerek çadır kentlerde gerek konteynır kentlerde gerekse evlerde barınma durumundadır ki bu insanların bütün ihtiyaçlarını, her şeyini Türkiye olarak karşılamayla karşı karşıyayız. Tabii kendi evlerinde, kendi vatanlarında yaşamak farklı bir şey. Siz istediğiniz kadar bu çadır kentleri güzel değerlendirin, onarın, yapın, bu hiçbir zaman onun yerini tutmayacaktır. Tabii bütün orada çocuklarıyla beraber, kampları gezdiğimiz zaman gördüğümüz hal gerçekten üzücüdür."

BAŞBAKAN ERDOĞAN: "ŞAHSIM VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARIM 28 ŞUBAT'IN MAĞDURLARI OLDUK”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Viyana'da MÜSİAD Avusturya ve WONDER adlı öğrenci derneğinde Türk vatandaşlarıyla bir araya geldi. Burada konuşma yapan Erdoğan, "Ben 28 Şubat'ın mağduriyetini yaşarken aynı zamanda bir baba olarak da bu mağduriyeti yaşadım. 2 kızım 2 çocuğum bunları yaşadı. Kızlarım başörtüsü, çocuklarım da katsayıdan dolayı bu mağduriyeti yaşadı. Şimdi katsayı ve başörtüsü diye sorunumuz kalmadı" dedi.

YETİŞMİŞ BEYİNLERİN KENDİ ÜLKESİNE DÖNMESİ LAZIM

Erdoğan, "Yakın tarihimizde Türkiye'den yurtdışına göçler yaşadık. Son 10 -15 yıl içinde özellkle 28 Şubat sürecinden sonra kendi ülkesinde okuma imkanı bulamayan, gerek inanç, gerek düşünce özgürlüğü notasında, gençlerimiz bu defa benim de okuma hakkım var diyerek batının kapılarını çalmaya başladılar. Bu süreçte en fazla arz Avusturya'ya oldu. Biz diyoruz ki yetişmiş beyinlerin kendi ülkesine dönmesi lazım" dedi.

ŞAHSIM VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARIM 28 ŞUBAT'IN MAĞDURLARI OLDUK

Erdoğan, "Bizzat 1997'de yaşadıklarımızın üzerinden yarın 16 yıl geçmiş olacak. Bu karanlık dönmin mağdurları olarak hep birlikte bulunuyoruz ama artık bu aydınlık yarınlara dönüşüyor. MÜSİAD 28 Şubat sürecinin aslında en büyük mağdurlarındandır. Bizzat şahsım ve çalışma arkadaşlarım 28 Şubat'ın mağdurları olduk. Okuduğum şiir nedeni ile cezaevinde yattım. Mağduriyetlerinin üzerinde durulmayan bir kesim daha var. Ben 28 Şubat'ın mağduriyetini yaşarken aynı zamanda bir baba olarak da bu mağduriyeti yaşadım. 2 kızım 2 çocuğum bunları yaşadı. Kızlarım başörtüsü, çocuklarım da katsayıdan dolayı bu mağduriyeti yaşadı. Şimdi katsayı ve başörtüsü diye sorunumuz kalmadı" dedi.

BİZ DE ŞERLERİN HAYRA DÖNÜŞMESİNE VESİLE OLDUK

"O gençler şu anda Türkiye'nin kardeşliği yüceltmenin mücadelesini veriyor" diyen Erdoğan, "Hak şerleri hayr eyler, Zannetme ki gayr eyler, Ârif anı seyreyler, Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler. Biz de şerlerin hayra dönüşmesine vesile olduk. Bir konuda çok hassasız. 16 yıl önce yaşadıklarımız başkalarına yaşatmamak konusunda çok ama çok hassasız. Bu millete yaşatılanların tekrar yaşatılmaması için çok ama çok hassasız. Kimsenin vatan hasreti çekmesini istemiyoruz. 76 milyonun her bir ferdi devlet karşısında birinci sınıf vatandaştır. Önce devlet değil önce insandır" dedi.

“HER KUTLU DOĞUM SANCILI OLURö

“Bu aslında güzel bir tevafuk oldu değil mi? Yani böyle. Bugün 27, yarın 28 Şubat...ö ifadesini kullanan Erdoğan, “İstesek belki de böyle bir şeyi organize edemezdikö dedi. MÜSİAD'ın, 28 Şubat sürecinin aslında en büyük mağdurlarından biri olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti: “Bizzat şahsım ve çalışma arkadaşlarım, o dönemin mağdurlarından olduk. Hatta okuduğum bir şiir bahanesiyle biliyorsunuz hapse dahi mahkum edildim, cezaevinde yattım. Ancak mağduriyetleri çok fazla bilinmeyen, mağduriyetlerinin üzerinde çok durulmayan, hikayeleri anlatılmayan bir kesim daha var. İşte ben 28 Şubat'ın mağduriyetini yaşarken aynı zamanda bir baba olarak da bu mağduriyeti yaşadım. Çünkü benim de iki kızım, iki çocuğum onlar da bu mağduriyeti yaşadı. Kızlarım başörtüsünden dolayı bu mağduriyeti yaşadı, çocuklarım da katsayıdan dolayı bu mağduriyeti yaşadılar. Çünkü hepsi imam hatip mezunuydular, imam hatip mezunu oldukları için bu mağduriyeti yaşamakla karşı karşıya kaldılar.

Şimdi katsayı diye bir sorunumuz var mı? Yok, kalktı. Artık başörtü olayı diye de bir sorunumuz yok. O da kalktı. Ama daha almamız gereken mesafe var. Bunun farkındayım. Fakat sabırla, inşallah nasıl bugüne kadar sabrettiysek bu oldu, bundan sonrası da olacak. Şimdi altını çiziyorum, unutmayın, her kutlu doğum sancılı olur. Sağlıklı doğum 9 ay 10 günde olur. Erken olursa sıkıntılı olabilir. İnşallah bu sağlıklı doğum için de bu yürüyüşümüzü sabırla devam ettiriyoruz.ö

“O çocuklar bugün ülkelerini yönetiyorlarö

Başbakan Erdoğan, “Türkiye'de okuma imkanları elinden alınan ve başörtüsü yasağıyla, katsayı uygulamasıyla istikballeri karartılmak istenen çocuklarımız o süreçte yurt dışına çıkıp eğitimlerini yurt dışında tamamladılar. O süreçte yüzlerce, binlerce gencimizin Avusturya'ya geldiğini, burada okuma imkanlarını araştırdığını, burada tutunmaya çalıştığını çok iyi bilenlerdenimö dedi.

Bu sürecin kolay bir süreç olmadığını belirten Erdoğan, şunları dile getirdi: “17 yaşında, 18 yaşında, ailesinden hiç ayrılmamış, ailesinden uzakta yaşamamış, maddi imkanı bulunmayan nice gencimiz, başka çareleri, başka seçenekleri olmadığı için buralara geldiler. Annesinin, babasının vergileriyle kurulmuş okullarda okuyamayan çocuklarımız gurbet yollarına düştüler, gurbet. Yani garip kalmak. O garip ellerde onlar kendileri için yaşam mücadelesi verdiler. Hangi alanda? Bilim yolunda, ilim yolunda... Şehit dedelerinin mezarlarına mahzun mahzun bakan çocuklarımız, kendi topraklarında okuyamamanın ezikliğiyle, buruk şekilde, evet kırık bir kalple yollara revan oldular.

"İMAM HATİPLİLER YARASA DEDİLER"

O çocuklarımız, o gençlerimiz gözyaşları içinde, vatan hasreti içinde bu yollara döküldüler. Ama ne oldu biliyor musunuz? Nasıl ki bu sıkıntıları, bu acı tabloyu hazırlayanların bir hesabı varsa Rabbimin de hesabı var. Milletimin de hesabı var. Bundan 16 yıl önce üniversite kapılarından çevrilen, üniversite kapıları yüzlerine kapatılan o çocuklar, hakikaten onurlu bir direniş sergilediler, sabırla direndiler, çok çalıştılar ve işte bugün ülkeyi onlar yönetiyorlar. Ülkenin iktidarında şimdi onlar var. Bu yetkiyi onlara kimler verdi? Millet verdi. Demek ki millet doğruyu görüyor, görebiliyor. Bizim milletimiz de burada demokrasinin o çerçevesi içerisinde hakkı sahiplerine teslim ediliyor. Türkiye'yi, bir dönem üniversite kapısından çevrilen, Avusturya'ya, diğer ülkelere okumaya gönderilen çocuklar şimdi büyütüyorlar. Ne dediler? 'Başörtülüler gitsin Suudi Arabistan'da okusunlar.' Dediler mi? Yıllarca bu ülkede milletimizin omzundan bunlar inmedi ve o ifadeyi kullandılar. Hatta daha da ileri gittiler. 'İmam hatipliler yarasa' dediler. Yarasayı da bu millet Başbakan yaptı. Böyle bir anlayış var. 'Muhtar bile olamaz' dediler. İşte o çocuklar bugün ülkelerini yönetiyorlar, hem de hamdolsun gayet iyi yönetiyorlar."

Başbakan Erdoğan, "4+4+4 ile Türkiye'de bir değişim başlıyor. Biz rekabeti eğitime de getirdik. Bir yandan yetiştireceğiz bir yandan da yola devam edeceğiz. Başta Avrupa olmak üzere bir çok ülke kriz yaşarken Türkiye büyümeye devam ediyor. Tüm dünyada işsizlik yükselirken Türkiye'de bunun tam tersi oluyordu" dedi