Enflasyonun kaybedeni sabit gelirli

Ercüment TUNÇALP

Ülkemizde yüksek enflasyon gerçekleşiyor da herkesi olumsuz etkiliyor mu ?

Hayır, olumlu etkilenenler de var. Asıl kaybedenler başlıkta da belirttiğim gibi işçi, memur, emekli gibi sabit geliri olanlar ile sattığını aynı fiyattan yerine koyamayan küçük esnaf ve maliyetleri yükseldiği halde bunu yeterli şekilde fiyatlarına yansıtamayan çiftçiler… 

Yüksek enflasyon bu kesimler için yüksek ücret artışlarını gündeme getirdiğinde, enflasyon oranına ulaşılamadığı halde sevinçle karşılanabiliyor. En büyük yanılgı ise sunumun “maaş zammı” şeklinde yapılmasıdır. İktidarın bu tavrı gayet normaldir de, muhalefetin ve kendilerine bağlı medya kuruluşlarının, hatta sendikaların da aynı şekilde dillendirmeleri traji komik bir durumdur. İşte “ülkemizde muhalefet yok, sendikacılık bitmiş” denmesi de bundandır…

Örneğin, enflasyon yüzde 60, ücret artış oranı da yüzde 60 ise; sıfır zam söz konusudur. Yani enflasyon farkı ‘zam’ olarak tanımlanamaz. Üstelik inanırlığı tartışılan resmi enflasyon verilerine göre…  

Üzerine ilave edilmesi beklenen ‘refah payı’ ise gelirin enflasyon oranını aşan kısmıdır ki; çok konuşulsa da bu güne kadar gerçek enflasyonu aştığı pek  görülmemiştir. Eğer görülmüş olsaydı bu kadar hızlı yoksullaşma gerçekleşmezdi. Geniş açıklama “Gelir dağılımında bozulma sürüyor” başlıklı yazımda görülebilir. Dolayısıyla ücretlere yapılan “zam” değil sadece ‘düzenleme’dir.

Zira yeni asgari ücretin her seferinde henüz ele geçmeden açlık sınırının altına düşmesi olayın sihrini bozmaktadır. Örneğin Ocak 2023’te asgari ücrete yüzde 54,66 oranında, Temmuz 2023’te de yüzde 34 oranında artış açıklandığı günlerde açlık sınırı aşılmış durumdaydı. Ancak artan maaşlar henüz ele geçmeden bu seviyenin altında kalmıştır. Geliri biraz daha yüksek olanın ise yoksulluk sınırı çıtası ile ilişkisi benzer şekilde işlemektedir.

Elbette kaybedenler arasında eksi reel faize rağmen parasını TL mevduatta tutanlar da vardır ama bu onların kendi tercihleri olduğu için bu kategorinin dışında tutulmalıdır. Zaten Kur Korumalı Mevduat (KKM) denen uygulama da TL’den kaçanlar için icat edilmedi mi ?

Şimdi de görüldü ki; KKM, yatırımcısını enflasyondan koruyor ama ekonomiye ve hatta sade vatandaşa yük bindiriyor. O zaman vazgeçelim !

Olabilir ama oradan çıkan paranın nereye gittiğine de iyi bakmak gerekiyor. KKM müşterisi devam eden eksi reel faize rağmen altına, dövize, borsaya, gayrimenkule gitmek yerine TL mevduata gider mi ?

Gidebilir ama mevduat faizi yüzde 70 olursa belki…  

Peki yüksek enflasyonun kazananlarını da sayalım mı ?

En başta devlet kazançlı çıkıyor. Hem dolaylı vergilerin yüksek payı hem enflasyonun yüksek oranı hem de 1-2 puanlık vergi ilaveleri birleşince  gelirlerde rekor artış sağlamak mümkün olabiliyor. Dolayısıyla enflasyonla yeterli bir mücadelenin yapılmadığı ortadadır. Şikayetçi gibi gözüken birçok kesim ise bu konuda samimi değillerdir. TL borcu olanlar, altın, döviz, taşıt, gayrimenkul yatırımını tercih edenler elbette mutlu olan taraftır. Stok desteği ile rekabette avantaj sağlamak böyle bir dönemin can simididir. Hem de sadece şirketler için değil kaynağı olan tüketici açısından da…

Amaç öncelikle enflasyondan korunmak olduğu için buna kızılmaz. Üstelik  hane halkı tüketim harcamalarının artması büyümeyi de olumlu etkiledikten sonra…

İşini iyi yöneten şirketlerin ve bankaların kârlarını nasıl artırdıklarını da söylemeye bile gerek yoktur, gelir-gider tablolarından rahatça görülebilir.

Bu güne kadar sık tekrarladığım bir konuda bıkkınlık vermemek için bu defa da görüşlerine değer verdiğim Sayın Uğur Gürses’in ağzından aynen aktarıyorum; “Kimse ‘küresel enflasyonun Türkiye’ye yansıması’ masalına inanmıyor. OECD enflasyon tahminlerinde bile ‘kendi edip kendi bulan’ 2 ülkeyi ayrı göstermiş” diyor.  

Yukardaki iki grafiğin birleşmesiyle oluşan tablonun sol tarafında tek haneli enflasyonu dert edinen 20 ülke, sağ tarafında da 2 ve 3 haneli enflasyonu bile fazla dert etmeyen ve gerçek sebepleriyle yüzleşmeyen 2 ülke görülüyor. Oysa rekor kıran eksi reel faizimiz fark yaratan sebeplerden sadece biridir. Fed bile 2023 enflasyon tahmini yüzde 3,30 iken, politika faizini yüzde 5,50 yapmıştır. Farklı sonuçlardan sadece birisi ise dünyada düşen ama bizde yükselmeye devam eden gıda fiyatlarıdır.    

Sonuç olarak; ücret artışlarının, yaşam maliyetlerinin gerisinde kaldığı genel kabul gören bir durumdur. Kaldı ki, alım gücü düşmesine rağmen talep frenlenemediği için üzerine bir de sıkılaştırma tedbirleri uygun görüldü ve yeni OVP içinde yerini aldı.

Bu bakımdan “hepimiz aynı gemideyiz” söylemi gerçeklikten uzaktır. Aynı gemide olanlar; işçi, memur, emekli, küçük esnaf ve tarımsal üreticilerdir.

Gerçi emeklinin dramını tamamen ayrı tutmak gerekir ama herkesin çevresinde gördüğü ve iyi bildiği bir durum olduğu için ayrıca değinmiyorum.

Peki bu durumdan nasıl çıkacağız ?

Üretimi artırmadan enflasyonla mücadeleyi kazanma ihtimali yoktur. Alt ve orta gelir grubunun konut ve otomobil sahibi olabilmesi, tatile çıkabilmesi, hatta dışarda yemek yiyebilmesi gündemden düştüğüne göre geriye sadece yeterli ve sağlıklı beslenmesi kalıyor. Hiç olmazsa kısa vadede bu sağlanmalıdır. Devamında da halkımızın tamamı etap etap insanca yaşam şartlarına kavuşturulmalıdır.