Eğitim okuldan ibaret değildir...

Murat YAZAN

Okullar “sistemin istediği” insanları oluşturmak için var olan kurumlardır. Sistemin beklentileri değiştikçe okulların ders programları, derslerin içerikleri bu değişime uyum sağlamakla yükümlüdür.

Okullar cumhuriyetin ilk yıllarında ihtiyaç duyulan seküler, çağdaş, bulunduğu bölgenin ihtiyaçlarına göre branşlaşmaya yöneltilmiş çocuk ve gençleri yaratma amacını taşıyordu ve ders programları buna göre şekillenmişti. Dönemin ideolojisi ve sisteminin ihtiyacı buydu. Köy Enstitülerinin ders programlarına baktığınızda bunu ayrıntılı olarak görebilirsiniz. Her ihtilal sonrasında müfredatlar ve ders programları değiştirildi. Günümüzde okulların, iktidarın güttüğü ideolojinin çerçevesinde  “dindar nesiller” yetiştirmek için imam hatip ağırlıklı olduğuna şahidiz. Bugün durum bu ancak yarın yeni bir iktidar ve ideolojinin okulları nasıl şekillendireceğine dair bir fikrimiz yok. Tek bildiğimiz “kendisine uygun” insan yetiştirmek peşinde olacağı!

İnsanlar çocukluktan itibaren aile ve toplum içerisinde eğitilmeye başlar. Temel değerler, ahlak kuralları, dinsel bilgilerin verildiği ilk yer ailedir. Bu, çocuğu “toplumla uyumlu” bir birey olarak şekillendirirken ailenin yapısına göre (sağcı, solcu, dinci, seküler vs.) bir donanım kazandırılır. Çocuk deneyimledikçe, gördükçe, sosyalleştikçe öğrendikleri artar.

Uygar ülkelerin okul ve ders programlarını incelediğimizde bizden farklı olduğunu görürüz. Okullar araştıran, sorgulayan, “öğrenmeyi öğrenen” bireyler yaratmaya öncelik verir. Öğrenmeyi ve araştırmayı önceleyen bu yaklaşım sayesinde sıra derslere geldiğinde hem öğretmenin hem de öğrencinin işi kolaylaşmaktadır. Başlangıçta “metodu” öğretmek kuru kuruya derslere dalmaktan çok daha verimlidir. O yüzden Finlandiya örneği bizi şaşırtır. Çocuklar okulda bir şey yapmıyormuş gibi görünür (derslere ve bilgiye boğmak bize göre “normal” olduğu için) ancak eğitimin kökeni olan metodu, araştırmayı, deneyimlemeyi kavrarlar. Elbette bu ülkelerin okulları da kendi sistem ve ideolojilerine uygun eğitim vermektedir ve o ülkelerin beklentileri bizdeki “Ortadoğulu birey” yaratma sevdasının tersine akılcı, deneyerek öğrenmeyi tercih eden, özgürlükçü bireyler yaratmaktır.

Ayrıca gerek ailede gerekse okullarda verilen eğitimin toplumsal karşılığı olmak zorundadır. İnsanlara dindarlığı, ahlakçılığı öğretmeye çalışırken ülkenin popüler figürlerinin israfa dalmış olması, hırsızlığın ve düzenbazlığın “iş bitiricilik” olarak bazılarınca kabul görmesi, kişisel çıkarlar uğruna her türlü yalanın, istismarın ve adam kayırmanın doğal karşılanması, verilmeye çalışılan eğitimin bir ayağını topal bırakır ve eğitimle toplumsal gerçekler arasında uçurum meydana gelir.

Sonra da “bu gençler neden Deist oluyorlar?” diye oturup düşünmeye başlarız!

Yeni eğitim ve öğretim yılının ülkemize, çocuklarımıza, gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum. Güzel ülkemizin araştıran, öğrenmeyi değerli gören, deneyimleyen, özgürlükçü nesillerin omuzlarında daha güvenli ve uygar olacağını düşünüyorum.