Diyanet İşleri Başkanlığı ve dinimiz...

Nazım PEKER

Son günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı topun ağzında, yoğun bir şekilde yüklenme yapılıyor.

Bu yüklenmelerin elbette çok önemli ve çok geçerli nedenleri var.

Diyanet işlerine her dönemde farklı yüklenmelerin yapıldığına şahit olmuşuzdur.

Diyanet İşleri bize Cumhuriyetimizin kazandırdığı, bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu en gerekli ve en önemli kazanımlardandır. Olması elzem bir kurumdur. Osmanlı’nın son döneminde tekke ve zaviyeler elinde; indirilen dinden çıkan İslam’ın, bu asil millete doğru öğretilmesi şart ve gerekliydi.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu gaye ile kurulmuştur. Tarikatlar, cemaatler, diğer özel dini kurumlar her zaman bu görevlere soyunmuşlar ve bu güzide dini kendi siyasi, mali ve ideolojik maksatları için kullanmışlar.

Ne yazık ki her dönemde iktidarların sesi ve oyuncağı haline getirilmiştir. Ama bugünkü kadar da siyasallaşmamıştır.

Diyanet İşleri, Türk toplumuna kurulduğu Atatürk döneminde dinini diyanetini düzgün öğretmiş ve öğretmeye de çalışmıştır. Gel gör ki ekmeği elinden alınan diğer tarikatlar, cemaatler onun, bu görevi iyi yapamadığını savunarak kendi din anlayışlarını İslam diye anlatmaya soyunmuşlardır. 

Devleti yönetenlerin, oy kaygısı ile bu dini gruplara sıcak bakması sonucu; çiğdem biter gibi yerden bitmişler ve “açığı kapatma" gerekçesiyle sahnede yerlerini almışlardır.

Soru, Diyanet İşleri Başkanlığı, dine ve diyanete dair vazifesini tam olarak yapmadığı için mi bu merdiven altı illegal dini gruplar oluşmuştur? Bunların kuruluş ruhsatları ne zaman ve hangi gerekçelerle kimler tarafından neden verilmiştir?

Elbette ideal diyanet işleri dönemi hiçbir zaman yaşanmamıştır. Ama bu merdiven altı, Emevi İslam anlayışlı,  kökü dışarda cemaat ve tarikatlara karşıda hem Anadolu insanının hem de İslam’ın korunması şarttır.

Bunun için ne gerek; bütün din görevlisi imamların yüksek lisanslı olması, modern ilmi tanıması ve Felsefe bilmesi gerekmez miydi? İslam’ın yanında diğer semavi dinleri de en güzel şekilde bilmesi ve dine karşı olan cümle unsurlara karşı da tam donanımlı olması gerekmez miydi?

Siyasiler bu uğurda neler yaptılar acaba? Diyanete bu fırsatı verdik mi?

Bu konuda yasa çıkarmak isteyen bir siyasi kurum ya da böyle bir yasaya karşı çıkan bir siyasi oluşum var mıydı ve kimdi?

İmamları cahillikle suçlamak işin en kolay yönü, bunu tersinden okursak, imamların cahil bırakılması kimin işine yarardı, kime ne faydası olurdu? Bunu hiç düşündük mü?

Sosyal medyada din adına konuşanların acaba dini bilgilerine ne kadar güvenilir ya da ne kadar güvenmeliyiz? Cehaleti savunan birinin dini anlatması, insanı nereye götürür?

Diyanet İşleri Başkanlığına, bu alanda tam yetki verebildik mi ya da onların elini kolunu bağlayarak dini ortamı tarikat, cemaat baronlarının kullanımına mı sunduk?

Bu gün Kurtuluş Savaşı’na kimler karşıdır, neden karşıdır? Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı Atatürk ve arkadaşlarına da o kişi, kurum ya da milletler karşıdır.

Bunun lamı, çimi, aması, fakatı yoktur. Bu böyledir be böyle bilinmelidir.

Her 10 Kasım’da ve her 30 Ağustos’ta Atatürk’ün adını ağzına almayanları ve bir Fatiha göndermeden imtina edenleri nasıl değerlendirmeliyiz, anlaşılmıyor mu?

Oysa bizler, hayali şeytanı taşlamaktan, Tavafa zaman ayıramıyoruz

Biz her alanda, işin temeliyle değil bir öncekilerden intikam alma, rövanş alma basitliğiyle uğraşıyoruz.

Bir düşünsek, bir irdelesek; “Diyanet İşleri Başkanlığı neden tartışılıyor, tarikatlar, cemaatler neden çıktılar, niçin faaliyet gösteriyorlar?” Sorularını masaya bir yatırsak; şeytanın kalbine hançeri saplayacağız.

Ama nerdeeeee!..

Millet adına, din adına güzel işler, güzel şeyler yapacağımıza, rakiplerimizin açığını yakalama, rövanş alma ve öç alma derdindeyiz.

Onun için de her konuda olduğu gibi bu konuya da yüzeysel ve sığ bir açıdan bakmaktayız.

Bizler işin özüyle ilgilenebilsek, konuyu çözecek adımları atacağız. Ama en kolay yol olan suçlama, tenkit ve karalama yolunu tercih etmekteyiz.

Sonuç, dedikodu ve suçlamalarla geçen kıymetli zamanlar, tahrif olan ve bozulan dini ve milli değerler.

Bir yerlere nasıl ulaşacağız, “Benim anam senin ananı şeyde görmüş” söylem ve anlayışı ile!..

Maalesef, siyasetçiler Diyanet İşleri’ni kendi emel ve icraatları yönünde fetva verdirmede kullanmaktalar.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülke ve bu muazzez din için şarttır ve gereklidir. Yeter ki biz kuruluş amaçları doğrultusunda bağımsız çalışmalarını sağlayalım, siyasete bulaştırmayalım

Esen kalınız...