Demokrasi mi dediniz?

Niyazi BEKTAŞ

Yerel seçimler yapıldı.

Tartışmalar devam ediyor.

Yıllarca söyledik durduk.

Ülkemizde Demokrasinin "D"si yok, dedik. "Demokrasi oyuncuğu oynanıyor.” diyenlere kızanlar oldu. Nihayet anlaşıldı ki Türkiye’de gücü elde edenler, yetkiyi bir şekilde ele geçirenlerin tamamına yakını zihniyet olarak demokrasiden nasiplenmemiş kişilerdir.

Demokratik ülkelerde en önemli hürriyet seçme ve seçilme hakkıdır. Bir başka hak ve özgürlük ise isteyen herkesin serbestçe örgütlenme hakkıdır. Siyasi partilere üye olmak ya da siyasi partilerde yönetici olmak demokratik bir hak ve özgürlüktür. Bu hakkın kullanılmasına yasak getiren ülkeye “demokratik ülke" denmez.

Demokrasinin ne olduğunu kısaca hatırlatalım:

“Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.”

Halk temsilcileri nasıl seçerler? Bu işin iki yolu var.

1- Ya doğrudan demokrasi dediğimiz yol izlenir

2- Ya da temsilciler aracılığı ile seçme ve seçilme hakkı kullanılır.

Yakın zamanda ülkemizde yapılan anayasa oylamasıyla getirilen “BAŞKANLIK SİSTEMİ” doğrudan demokrasi kullanılarak getirilmiştir... Yanlış veya doğru bir sistem olup olmadığı tartışma konusudur.

TBMM'sinde görev alan milletvekillerinin seçilmesi ise temsilciler aracılığı ile yapılan demokratik uygulamadır. Tam bu noktada siyasi partilerin varlığı söz konusudur. Çok partili sistem adını verdiğimiz ve demokrasinin tabana yayılmasında önemli bir yer tutar.

Çok partili sistemde adaylar partilerin demokratik bir düşünceyle hazırlanan tüzüklerine ve Anayasamıza uygun TBMM’si tarafından çıkarılan yasaya göre belirlenir. Adayların belirlenmesi de ülkemizde tartışma konusudur. Bir başka tartışma konusu ise siyasal partilerde demokratik kuralların işletilmemesidir.

Demokratik ülkelerde partiler seçim ile işbaşına gelirler. Nitelikli çoğunluğu elde eden siyasi parti ülkeyi yönetir. Yönetimde ise önemli olan yine mevcut yasalar ve kurallardır. Bu yasaların ve ya kuralların dışında hareket hakkı hiç bir kişiye ya da siyasi partiye verilemez.

Demokrasilerde keyfi yönetim yoktur.Kurallar vardır. Beğenseniz de beğenmeseniz de mevcut kaidelere uyma zorunluluğu vardır.

Siyasi partilerin demokratik kurallara uygun hareket ettiklerini maalesef söyleyemeyiz. Türkiye’de hiç bir parti demokratik kurallara ve temayüllere göre yönetilmiyor. Bu anlayış seçimlerin tamamına yansıyor.Bundan dolayı her seçimde tartışmalar en üst seviyede sürüyor.

Gücü eline geçirenler kendilerine göre demokrasiye uygun olmayan kurallar uyduruyorlar. Kişilere göre düşünülen kuralların uygulamaya konulması bizim gibi doğu toplumlarında sancılı doğumlara neden oluyor.

Bir başka gerçek ise siyasal partileri yönetenlerin dokuları demokrasiyle uyuşmuyor. Esas sorun bu noktada başlıyor.

Demokrasiyi özümsememiş,yaşam tarzı haline dönüştürmemiş kişilerin ve ya siyasi partilerin varlığı ülkemizde sıkıntı yaratıyor.

Bugün özellikle İstanbul’da yapılan belediye seçimi nedeniyle yapılan tartışmalar ,demokrasiyi henüz kavrayamadığımızı ve anlayamadığımızı, benimseyemediğimizi, içimize sindiremediğimizin göstergesidir.

Yıllarca ülkeyi demokratik yöntemlerle iş başına gelenler yönetiyor. Ama ne yazık ki halkın iradesine saygı duymuyorlar. Bir kez daha anlaşıldı ki bu zihniyette olanlar demokrasiyi amaç olarak değil de araç olarak kullananlar var. Sonuç kendi lehlerine olunca sesleri çıkmıyor,aleyhlerine sonuç çıkarsa “sonucu tanımıyoruz” diyebiliyorlar.

Şu sözlere bakar mısınız? "10 Milyon seçmenin olduğu bir yerde 13-14 bin oy farkla seçim kazanılmıştır, hiç kimse diyemez.” Bu sözleri söyleyenlere hiç kimse 'demokrat' diyemez. Demokratik dünya bize güler, gülüyor da..

Hangi seçim olursa olsun sandıktan bir oy fazla alan kişi ya da siyasal parti sonuçta kazanmıştır. Bir beldenin veya büyük bir kentin belediye başkanlığını kazanmak için düşünülen kriter nedir?

İstanbul’da seçimi kazanmak için bir fazla oy yetmiyorsa, hangi demokratik kural bu sözleri söyleyenler için yeterlidir?

Bu tür sözlere demokratik ülkelerde itibar edilmez. Değer verilmez..

Şimdi soralım; Sizin adayınız 31 Mart akşamı “3 bin 500 oyla seçimi biz kazandık.” dedi mi demedi mi?

Bir başka soru; Matematikte 3 bin 500 mi büyük 14 ya da 15 bin mi?

Hani milli iradeye saygınız vardı?

Nerede kaldı sandıktan çıkan sonuca saygı göstermek?

Boşuna işi yokuşa sürmeye gerek yok. İstanbul’da seçimi kazanan EKREM İMAMOĞLU’dur.

Bundan sonra hiçbir gerekçe sizleri haklı göstermez. Şayet söyledikleri gibi seçimlerde şaibe varsa; 2003 seçimi hariç daha sonra yapılan bütün seçimler şaibelidir. Seçimlerde kumpas kuranları öğrenmek istiyorsanız devletin resmi kurumu olan ANADOLU AJANSI'na bakmak yeter...

Bizler demokrasiye benimsedik. Asla da demokrasiyi sahiplenmekten vazgeçmeyeceğiz.

İNADINA DEMOKRASİ DİYORUM. DEMOKRASİYE İNANAN HERKESİ DE SELAMLIYORUM...