Çamurla dans eden kadın Seydiye Yılmaz

Hülya SEZGİN

Toprak... Kutsal, doğurgan... temizleyen, var eden... yaşamı sağlayan toprak...
İnsanlık tarihi içinde dünyanın bereketini içinde saklamak, yere saçılıp israf edilmesini önlemek için suyla buluşmuş, insan eli ile kıvamınca yoğrulup biçimlenmiş ve ateşte pişirilmiş... Çanak olmuş... çömlek olmuş... kap olmuş...

Ve sonradan su sızdırmaması için testiler, küpler, tabaklar erimiş kumla kaplanmış, yani sırlanmış.

Anadolu toprakları ise çok eski devirlerden beri toprak sanatları konusunda önemli bir merkez. Seramik işleri, Türkler'in Orta Asya'dan beri ulusal sanatları arasında yer alıyor. Kimi yerdeki topraktan beyaz, kimi yerde ise kırmızı çamur oluyor. Günümüzde ise artık toprak seramik yolu ile sanata dönüşmüş. İşte bu gün söyleşimizde konuğum seramik sanatçısı Seydiye Yılmaz. O da Güzelbahçe'de oturuyor. Ve kocaman bahçesi olan bir evi var. Eşi Fuat Yılmaz bahçe ile ve baktığı hayvanları ile ilgilenmeyi seviyor.

-Bize kendini tanırtır mısın?
Sivas doğumluyum. Altı aylıkken Ankara'ya geldim. Çünkü babam askerliğini Ankara'da yapmış ve çok beğenmiş. Sonra da annemle yerleşmeye karar vermişler. Aselsan'da çalışıyordum. Fuat beyle tanıştık ve kısa sürede evlenmeye karar verdik. Almanya'da yaşadığı için oraya gelin gittim. Dört yıl yaşadık sonra İzmir'e geldik ve yerleştik. 1997 yılından beridir seramikle ilgileniyorum.  Seramik dağınık bir iş olduğundan özel bir yere gereksinim oluyordu. Bahçenin bir köşesi kocaman bir oda kuş evi idi. Eşim sağ olsun elinden her iş gelir. Bana orayı atölyeye dönüştürdü. 2002 yılından beri atölyemde  seramik sevdalısı sekiz arkadaşım ile birlikte çalışıyoruz.

Önceleri hepimiz genelde bahçeli evlerde oturduğumuz için yaptıkları çalışmaları bahçelerine ve ev duvarlarına asıyorlar ya da hediye götürüyorlardı. Şimdi ise daha çok sanatsal yönü ağır olan çalışmalar yapıyorlar. Bu arada sipariş veren de olursa onu da çalışıyoruz.   seydiyeyilmaz@g.mail.com adresine yazabilirler.

-Katıldığınız sergiler var mı?
Pek çok karma ve yarışmalı sergilere katıldım. 2006 ve 2014 yılında “Altın testi”özel ödülünü aldım.

-Seramik sana ne kattı?
Her zaman “İyi ki seramik hayatımda var.” derim. Çünkü çok güzel dostluklar kurdum,sosyal oluyorum, stres atıyorum, sabırlı olmayı öğrendim. Hep aklımda “Yarın ne yapayım?” diye düşünüyorum. Hayata bakış açım değişti. Bakmayı değil, görmeyi öğrendim. Neye bakarsam bakayım, resim sergileri gezerken bile hep “Bu seramikle olur mu?” diye düşünüyorum. Kol ve bilek gücü istediği için seramikle uğraşanlarda stres sanata dönüşüyor.

-Konularınız genelde neler oluyor?
Genelde hayatın içindeki kadını anlatıyorum. Örneğin ayakkabı kutularındaki mektuplar objemi yaparken eskiden bilgisayar, cep telefonu yoktu. Sevgililer mektuplaşırdı ve bu mektuplar genelde ayakkabı kutularında saklanırdı. Ondan esinlendim. Bu ayrı bir keyif.

-Eşiniz seramikle uğraşmanız konusunda ne diyor?
Seramikle hiç ilgisi yok. Onun hobisi bahçesi ve hayvanları ama sağ olsun bana taşımada ve ağır işçilikte hep yardımcı olur.

-Bir seramiğin topraktan sanata dönüşme yolculuğunu anlatır mısın?
Çamurumuz İstanbul, Çanakkale ya da Menemen'den hazır geliyor. Çünkü her yerin çamuru farklı renkte oluyor. Menemen çamuru kırmızı ve düşük ısı istiyor. Her sır güzel çıkmıyor. O yüzden Çanakkale ve Kütahya'nın beyaz çamurunu kullanıyoruz. Sırlarımızı hazır alıyoruz. Eskiden çamurumuzu kendimiz yoğururduk, içindeki taşlarını tek tek ayıklardık. Şimdi daha rahat. Seramik sayesinde biraz da çöpçü oldum. Çöplerde uygun gördüğüm malzemeyi kimse görmeden alıveriyorum. Eskiden oğlum küçükken bu işi ona yaptırıyordum. Yere bir şey düşürmüşüm gibi. Eşim “Sen ne zaman seramiğe başladın, dağınık oldun.” diyor. Oysa dağınıklık değil... Ama artık o da alıştı. Pek ses çıkarmıyor.  Gene eskiden hamuru merdane ile açardık. Şimdi artık çamur açma makinamız var.  Çünkü çok kol ve bilek gücü istiyor. Açtıktan sonra kesip şekillendiriyoruz.  Ya da kalıplara koyuyoruz. Formu oluşan objeyi yavaş yavaş kurumaya bırakıyoruz. Sonra ilk pişirimimizi yapıyoruz ve buna “bisküvi” diyoruz. Arkasından sırlayıp yeniden pişiriyoruz. Sır daha dayanıklı ve güzel görünmesini sağlıyor. Daha farklı görünmesi için oksit ya da sır yapıyoruz. Oksitin çeşidine göre renk alıyor obje. Bu işlem için özel fırın gerekiyor. Her çamurun ve sırrın cinsine göre pişirme derecesi var. En az 900 derece, en fazla 1050 derecelik özel seramik fırınımız var. Fırın ne zaman dolarsa o zaman toptan pişiriyoruz. Elektrik tasarrufu olsun diye...

-Şekil verme işi nasıl oluyor?
Doku çıkartan her şeyi baskı olarak kullanıyoruz. Ağaç kabuğu, dantel, yaprak, metal objeler, kozalaklar, saç tokaları vs. Kolye, tabak, duvar panoları, bahçe süsleri, heykel, vazo, kuş evleri, masklar, büst, sanatsal çiçeklik saksılar vs. yapıyoruz...

-Hep büyüklerle mi çalışıyorsunuz?
Bazı okullardan gelen talep doğrultusunda çocuklarla atölye çaışmaları yapıyoruz. Çok keyifli geçiyor. Onlar bizden biz de onlardan bir şeyler öğreniyoruz.  Bir kreşte çalışmamıza konu verdiler. “Uzay”... Beş yaşında bir çocuk çamuru aldı hemen bir top yaptı. Sonra da bir sucuk yapıp topun çevresine sardı. “Öğretmenim uzay yaptım.” diye bana getirdiğinde aklım şaştı. Ben ne yapabilirizi düşünürken o yapıp getirmişti bile!..

Bahçemizde sincap, köpek, tavuskuşu, tavuklar ile çeşitli ağaçlar ve bitkiler, çiçekler var. Bize ilham veriyorlar... Doğa ile başbaşa olmak yaratıcılığımızı artırıyor. Yani zamanı öldürmeyi değil, sanatla güzel şeyler üretmeyi seçenlerdenim...

Hülya Sezgin/ hulyasezgin@hotmail.com