BURSA EĞİTİMLİLERİN KARADENİZ BULUŞMASI: BİR VEFA ŞARKISI
"İnsan ömrünün gerçek zenginliği, biriktirdiği malda değil; ardında bıraktığı dostlarda gizlidir."
Zaman, durmaksızın akan bir nehir gibi ömrümüzden eksiltirken geriye dönüp baktığımızda, aslında en büyük servetimizin insan biriktirmek olduğunu fark ediyoruz. Yıllar saçlarımızı ağartıyor, dizlerimizi ağırlaştırıyor; fakat samimiyetle kurulmuş dostluklar ne yaşlanıyor ne de eskimeyi biliyor.
1970-1980 yılları arasında aynı okulun sıralarından geçen, ömrünü vatanına, milletine ve bayrağına bağlı nesiller yetiştirmeye adamış Bursa Eğitim neferleri, bu yıl yine aynı heyecanla buluştu. Artık en gençleri yetmiş yaşına yaklaşmıştı. Fakat birbirlerine sarılırken gözlerindeki ışık, yıllar önce okul bahçesinde koşan delikanlıların ışığından hiç farklı değildi.
Bu buluşma sadece eski arkadaşların bir araya geldiği sıradan bir gezi değildi. Bu, bir ömrün muhasebesi; dostluğun, vefanın ve öğretmenlik mesleğinin yeniden hayat bulduğu büyük bir gönül şöleniydi.
Benim bu güzel kervanla yolum 2010 yılında Bursa'da kesişti. O günden beri iki gezi dışında hiçbir buluşmayı kaçırmadım. Aynı okulda aynı dönemde okumadığım, benden yıllar önce mezun olmuş ağabeylerimle ve hocalarımla sanki aynı sıraları aynı anda paylaşmışız, aynı tebeşir tozunu birlikte yutmuşuz gibi kaynaştık. Necip Günaydın’dan, Kongre Müzesinde Sivas Kongresini pürdikkat dinleyen, Gaziantep Müzesinde gözleri yaşaran, Şanlıurfa'nın sıra gecelerinde halay çeken, Mardin'in taş sokaklarında, Tokat'ın huzurunda, Amasya'nın dinginliğinde kurulan dostluklar, bu kez Karadeniz'in yeşiliyle mavisinin buluştuğu Ordu ve Giresun'da yeniden hayat buldu. Her buluşma aradaki dostluğu daha da güçlendirdi.
Bu anlamlı organizasyonun bu yıl ki yükünü büyük bir özveriyle omuzlayan Cemil Zengin, Nurettin Bölük ve Ali Sarı Beylere ne kadar teşekkür edilse azdı.
İlk gün: Gurbetten Sılaya Dönenlerin Kucaklaşması
6 Temmuz sabahı otele gelen arkadaşlarımız odalarına yerleşti. Lobide yaşanan ilk buluşmalar görülmeye değerdi. Sanki yıllardır ayrı düşmüş kardeşler yeniden kavuşuyordu. Kimi uzun uzun sarılıyor, kimi eski bir hatırayı anlatırken gözleri doluyor, kimi ise yılların bıraktığı izleri tebessümle okuyordu birbirinin yüzünde.
Akşama kadar kimi odasında dinlendi, kimi otelin lobisinde koyu sohbetlere daldı. Yılların hasreti birkaç saatte giderilmeye çalışılıyordu.
Akşam yemeğinde salon dolduğunda program Cemil Zengin Bey'in içten açılış konuşmasıyla başladı.
Ardından Süreyya Beyzadeoğlu ve Muzaffer Türk hocalarımız sahneye davet edildi. Bütün buluşmalarımıza katılarak bizlere örnek olan kıymetli hocalarımıza vefa plaketi takdim edildi.
Daha sonra geçtiğimiz yılın buluşmasını organize eden Ahmet Şengül ve Hacıosman Efkarlıoğlu'na teşekkür plaketleri verildi.
Tam salon duygusal bir havaya bürünmüşken Cemil Zengin Bey yıllardır sakladığı o meşhur motosiklet sırrını anlattı.
Gençlik yıllarında Süreyya Hocamızın büyük emeklerle aldığı motosikleti geceleri gizlice düz kontak çalıştırıp gezdiklerini, sonra da kimse fark etmeden yerine bıraktıklarını itiraf edince salon kahkahalara boğuldu.
Süreyya Hocamızın gülümseyerek o günleri hatırlaması ise gecenin en güzel anlarından biri oldu.
Ardından Ekrem Öksüz Bey'in anlattığı birbirinden eğlenceli anılar geceye ayrı bir renk kattı. Özellikle Bakanlık Müfettişi olarak Ordu’ya denetime geldiğinde Cemil Zengin ile sözleşip, sınıf arkadaşı Ali Sarı’ya yaptığı şaka dinleyenleri kırdı geçirdi. Bu tatlı hatıralar, dostluğun yıllar geçse de nasıl taze kalabildiğinin en güzel örneğiydi.
Maviyle Yeşilin Buluştuğu Yer!
Ertesi gün rotamız Perşembe ilçesiydi.
Yarımada üzerindeki tarihi kiliseyi gezdik. Restorasyon sonrası yeniden hayat bulan bu yapı, Karadeniz'in derin mavisiyle adeta bütünleşmişti.
Ardından deniz fenerine yürüdük.
Karşımızda uzanan manzara tarif edilecek gibi değildi.
Bir tarafta yemyeşil ormanlar...
Diğer tarafta sonsuz mavilik...
Sanki tabiat, bütün renklerini Karadeniz kıyısında buluşturmuştu.
Fotoğraf makineleri durmadan çalışıyor, herkes bu güzelliği hafızasına kazımaya çalışıyordu.
Osman Teber ile Erturan Eğercioğlu’nun benim rolümü kapmaya çalışmaları gözden kaçmıyordu…
Sonrasında tekneyle denize açıldık.
Ordu kıyılarını denizden seyretmenin verdiği huzur bambaşkaydı.
Şiirler okundu.
Fıkralar anlatıldı.
Kahkahalar dalgaların sesine karıştı.
Tekne, Ordu kıyıları boyunca ağır ağır ilerlerken herkes çocukluğuna dönmüş gibiydi…
Akşamüstü Boztepe'ye çıktık.
Gün batımında Karadeniz'in üzerine düşen kızıllığı izlemek tarifsizdi.
Deniz ile yeşilin birbirine sarıldığı o manzara karşısında uzun süre kimse konuşmadı.
Bazen sessizlik, en güzel sohbet olur.
Günün finalini Boztepe'deki nefis bir akşam yemeğiyle yaptık…
Giresun’da Bir Vefa Durağı
Ertesi sabah Giresun yolundaydık.
İlk durağımız pandemi döneminde 2021’de kaybettiğimiz Alaaddin Korkmaz ağabeyimizin Espiye'deki kabriydi. O okulumuzun 1970 mezunlarındandı.
Mezar başında Faruk Yücel Bey konuştu.
İlk tanışmalarını anlattı.
Gençlik yıllarını anlattı.
“Ben gidiyorum ama, sizleri İbrahim Boysal’a emanet ediyorum!” dediğini. Alaaddin Ağabey'in insan sevgisini, vatan sevgisini anlattı…
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarında üst düzey görevlerde bulunduğunu ve yaptığı hizmetleri anlattı. “Başımız her sıkıştığında Ankara’da sığındığımız koca çınardı.
Konuşması ilerledikçe gözyaşlarını tutamadı. Ortamı derin bir sessizlik kapladı…
Ardından Süreyya Beyzadeoğlu Hocamız, Hasan Olgun ve Nurettin Bölük duygu dolu konuşmalar yaptılar.
Son sözü Alaaddin Ağabey'in kardeşi Yalçın Korkmaz aldı.
Titreyen sesiyle söylediği şu cümle hepimizin yüreğine dokundu:
"Siz ağabeyimi bizden daha iyi tanımışsınız. Bizi bahtiyar ettiniz. Allah hepinizden razı olsun."
İnsan için bundan daha büyük bir miras olabilir mi?
Arkasından böylesine samimi dualar bırakabilmek...
Bir insanın bu dünyada kazanabileceği en büyük servet…
Göksu Travertenlerindeki Çocuklar!
Daha sonra Mavi Göl'e, Mavi Gözlü Şelale'ye ve Göksu Travertenleri'ne geçtik.
Karadeniz bütün cömertliğini önümüze sermişti.
Travertenlerde yüzüne beyaz kil süren birine görünce bunun şifalı çamur olduğunu öğrendim.
Ben de yüzüme biraz kil sürdüm.
Tam o sırada Ekrem Öksüz geliyordu.
Cemil Zengin;
"Gel, buna küçük bir şaka yapalım." dedi.
Ekrem Abi telaşla yanıma geldi.
"N'oldu?" diye sorunca ben de su içerisinde aldığım çamuru yüzüne doğru yaklaştırıp;
"Hep sen mi şaka yapacaksın?" dedim.
Bir anda kahkahalar yükseldi.
Birkaç dakika içinde Ekrem Öksüz de, Cemil Zengin de yüzlerini beyaza boyamıştı.
Yetmiş- seksen yaşına yaklaşan insanların içlerindeki çocuğun hâlâ dimdik ayakta olduğunu görmek, belki de bu gezinin en güzel fotoğrafıydı.
Sislerin İçinde Bir Veda
Selvi ağaçlarının arasından uzanan yolları aşarak Kulakkaya Yaylası'na ulaştık.
Temiz hava...
Yoğun sis...
Sessizlik...
Yenen yemeğin ardından vedalaşma vakti geldi.
İşte en zor an da buydu.
Süreyya Beyzadeoğlu Hocamız, her birimizin ruhuna dokunan o eski şarkının namelerini fısıldadı:
“Onu hoş tut garibindir efendim işte biz gittik.
Gönül derler ser-i kuyunda bir divaneniz kaldı.”
“Ser-i kuy sevgilinin, sevgililerin bulunduğu yer. Hepiniz benim sevdiklerimsiniz. O divane de benim.”
Konuşmasının devamında 2023 yılı Temmuz’unda elim bir deniz kazasında kaybettiği kıymetli eşinden bahsetti. Eşiyle oğlu arasında geçmişte yaşanan bir olayı anlattı.
“Sevgili eşim, oğlumuz lise son sınıftayken odasını toplamış. Oğlum odasını dağıttığı gerekçesiyle tepki göstermiş. Annesi içerlemiş ama oğlunu incitmemek için bir şey demeden çıkmış. Daha sonra oğlunun kitabı arasına sarı kağıda yazdığı bir beyit bırakmış. Oğlum o kağıdı bulmuş ve 35 yıl hiçbir şey demeden saklamış. Kıymetli eşimin vefatının 7’sinde bana verdi.
‘Sevsen beni çocuğum, geçen günlere yazıktır.
Bugün var yarın yokum, işim bir şarkılıktır!’
İşim bir şarkılıktır!”
Kulakkaya’nın sisine karışan bu dizeler, hepimizin yüreğinde silinmeyecek derin izler bıraktı.
Sonra hepimize dönerek şöyle dedi:
"Sevgilerimizi ertelemeyelim... Esirgemeyelim… Birbirimizi kırmayalım..."
Ve Sözün Özü…
Kırk beş- 50 yılı aşan meslek hayatlarını geride bırakmış bu güzel insanlar, bize bir kez daha şunu gösterdi:
Hayatı anlamlı yapan makamlar değildir…
Unvanlar değildir…
Servet değildir…
İnsan, ardında bıraktığı güzel hatıralar kadar yaşar.
Sevgisini esirgemeyenler...
Sevgisini ertelemeyenler...
Vefayı hayatının merkezine koyanlar...
Dostlarını unutmayanlar...
İşte onlar, ömürleri sona erse bile yaşamaya devam ederler.
Karadeniz'in yeşiline ve mavisine veda ederken bir sonraki buluşmanın adresi de belli olmuştu.
Nasip olursa 2027 yılında, memleketim Malatya'nın kayısı çiçekleri altında yeniden kucaklaşacağız.
Bedenler yaşlanabilir.
Yollar uzayabilir.
Yıllar geçebilir.
Ama gönülden kurulan dostlukların ne yaşı vardır ne de mesafesi.
Karadeniz’de maviyle yeşilin kucaklaştığı yerde yükselen o dostluk türküsü, uzun yıllar daha kulaklarımızda çınlamaya devam edecek…
Ve biz, “Beyaz atlarla giden!” bu güzel insanların bıraktığı izleri takip ederek bir kez daha anlayacağız ki;
Ömür dediğimiz şey, aslında birbirimizin kalbinde yaşayabildiğimiz kadardır.