Bugün Bayram

Mehmet YILMAZ

Bugün Bayram

“Bugün bayram, erken kalkın çocuklar…”

Bu cümle sadece bir bayram sabahı çağrısı değildir. Bu cümle; ocağın sıcaklığının, sofranın bereketinin sesidir. O ses, yıllarca bizler için erkenden uyanan, her türlü fedakarlığa katlanan, bize yedirmeden yemeyen, giyindirmeden giymeyen anne babaların sesidir. O ses, bizim mutluluğumuz için kendi ihtiyaçlarını erteleyen, içindeki fırtınayı susturan anne babaların sesidir.

Ama bazı sabahlar vardır…

O ses artık duyulmaz, aramak nafiledir.

Hani derler ya, “Göbek bağı doğumla değil anne ölünce kopar!” doğruymuş meğer. Bu üçüncü bayram ve alışamadım yokluğuna…

Annemin beyin damarına pıhtı atmış ve yoğun bakıma almışlar. Bursa dışındaydım, haber alır almaz geldim. Sabah normal odaya almışlar…

Kendinde gelmiş, morali de iyi görünüyordu. Bilmiyordum kendisiyle son konuşmamız olduğunu. “Akşam namazını kılıyordum. Alla hu Ekber, dedim. Secdeden başımı kaldıramadım. Tekrar Alla hu Ekber, dedim. Yine başımı kaldıramadım. Deprem oluyor sandım. Meğer deprem benim içimde oluyormuş. Öylece kaldım. Çocuklar geldiğinde beni böyle görünce korkarlar diye huzursuz oldum.” Beynine pıhtı atmıştı.

Bir annenin secdeden başını kaldıramadığı o son an… “Çocuklar böyle görmesin.” diye korktuğu o çaresizlik…

Bir telefonun birkaç kez çalıp da açılmadığındaki o endişe…

Bir kapının geç açıldığında, belki de hiç açılmayacağını düşünmenin korkusu…

İşte bugün bayram dediğimiz şey, biraz da bu eksikliktir.

Anne…

Telefonu geç açınca içimize korku düşüren…

Kapıyı biraz geciktirse yüreğimizi daraltan…

Bir gün o telefonun hiç açılmayacağını, o kapının bir daha hiç aralanmayacağını düşünmeyiz.

Çünkü biz, hayatımızın sonsuza kadar süreceğini ve onların hep orada olacağını sanırız.

Hep ulaşılabilir, hep hazır, hep sabit…

Oysa hayat, en çok “nasıl olsa oradalar” dediğimiz yerden vururmuş insanı.

Ve bir gün…

“Keşke daha çok arasaydım…” cümlesi,

“Keşke daha çok sarılsaydım…” pişmanlığına dönüşür.

Bir de babalar vardır…

Kendi açlığını saklayıp evladını doyuran,

Lokantada çocuğuna kebap söyleyip kendi yavan ekmek yiyen,

“Sen her zaman şehre gelmiyorsun.” diyerek olayı geçiştiren…

Sanki kendisi şehre her gelişte kebap yiyormuş gibi. Çocukken anlamayız. Çünkü çocukluk, alınan şeyleri hatırlar; fedakârlıkları değil.

Ama büyüdüğümüzde fark ederiz: Babamız aslında bize yedirmediği hiçbir şeyi yememiş…

Sadece bizi doyurmuş, bizimle doymuştur.

Ve anlarız ki…

Anne babalar, bizim yemediğimizi yemez, bizim giymediğimizi giymez, bizim gülmediğimiz bir dünyada mutlu olamazmış.

Bayramlar…

Sadece tatil günleri değildir. Sadece sıradan bir ziyaret günleri değildir. Bayramlar ana babamızla, yakınlarımızla kucaklaşma günüdür. Dargınlıkları sonlandırma günüdür…

Bayramlar kendimize sormamız gereken günlerdir:

En son ne zaman annemin sesini duymak için aradım?

En son ne zaman babamın elini gerçekten hissederek öpmek için tuttum?

En son ne zaman “Seni seviyorum.” dedim?

Çünkü biz, en çok söylememiz gereken cümleleri erteliyoruz.

Sevgiyi yarına bırakıyoruz. İlgiyi “sonra yaparım” diye öteliyoruz. Hayatı sonsuzmuş gibi yaşıyoruz…

Ne var ki, hayatın “sonrası” yok.

Anne baba hakkı… Ne bir hediye ile ödenir ne bir ziyaretle telafi edilir.

Anne baba hakkı, yaşarken gösterilen vefadır, ilgidir. Bir görev gibi değil, gönülden gelen bir kucaklaşma, bir sarılıştır…

Çünkü öldükten sonra yapılan her şey, biraz eksik, biraz geç, biraz yarımdır.

Bu bayram…

Eğer anneniz yaşıyorsa, babanız hayattaysa telefon etmeyin sadece, gidin. Ellerini öpmekle yetinmeyin, sıkıca sarılın.

Ve lütfen…

İçinizden geçen o cümleyi esirgemeyin, ertelemeyin:

“Anne, seni seviyorum. Baba seni seviyorum. İyi ki varsınız.”

Bu cümleler basit değil…

Bir gün söyleyemeyecek olanların içini can yakıcı cümlelerdir.

Ve eğer artık arayacak bir numara, çalacak bir kapı yoksa…

O zaman bu bayram, onların hatırasına daha iyi bir evlat olun. Mezarlarını, ziyaret edin, ruhlarına bir Fatiha okuyun. Daha merhametli, daha vefalı, daha ilgili…

“Bugün bayram, erken kalkın çocuklar…”

Anne-babanıza, kardeşlerinize, sevdiklerinize “Seni seviyorum.” demeyi unutmayın, esirgemeyin ertelemeyin…