Bize yasak yok, biz yaparız!

Ruhittin SÖNMEZ

Yıllar önceydi… Petkim’de bulunan fabrikalardan birinde (CBR Sentetik Kauçuk Fabrikasında) başmühendis olarak görev yapıyordum. Bu fabrikalar içinde binlerce ton yanıcı, parlayıcı ve patlayıcı kimyasal maddeler bulunduğu için yangın riskine karşı katı kurallar uygulanırdı.

Fabrika sahasını kuşatan ana yolların haricinde motorlu taşıtların fabrika içine girmesi yasaktı. Çok zaruri hallerde Teknik Emniyet görevlileri tarafından gaz ölçümleri yapılarak “giriş izni” verilirdi.

Sorumlu olduğum fabrika bakım duruşunda iken, fabrika sahası içine Fabrikalar Müdürünün aracının girdiğini gördüm. Aracın içinde müdür ve iki yardımcısı vardı. Yanımda olan formeni (ustabaşı) hemen oraya gönderdim. Formen arkadaşımız kuralları hatırlatarak içeri girmemeleri için uyardı.

Bu uyarı karşısında Fabrikalar Müdürünün cevabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu: “Bize yasak yok, biz gireriz.”

Bu müdürümüz de, daha sonra Petkim’e Genel Müdür olan yardımcısı ve yine kamuda ve özel sektörde önemli makamlara gelen diğer yardımcısı da mühendisti. Yaşça ve kıdem itibarıyla benden büyük ve tecrübeliydiler. Fabrika sahasına araçla girmenin tehlikesini en az benim kadar biliyorlardı. Orada yangın çıkarsa benim kadar hatta benden önce onlar sorumlu olacaklardı.

Bütün bunlara rağmen şimdi rahmetli olan müdürüm nasıl bu cevabı verebilmişti? Hâlâ anlamakta güçlük çekerim.

*  *  *

Benzer bir tecrübeyi zamanın İl Emniyet Müdür Yardımcısı olan, sevdiğim, saygı duyduğum bir ağabeyim ile yaşadım.

O’nun resmi makam aracıyla birlikte bir yere gidiyorduk. Şehrin girişinde trafiğin en riskli olduğu bir bölgede trafik lambası kırmızı yandı.

Emniyet Müdür Yardımcısı olan bu büyüğüm şoförüne “geç, geç” dedi. Ben “ama kırmızı ışık yanıyor” demeye çalıştığımda, cevabı “bize yasak yok!” oldu.

Kırmızı ışıkta geçtiğinde olabilecek riskleri elbette ki benden iyi biliyordu. Yasaklar bu risklerden korunmak içindi, birilerine imtiyaz sağlamak için değil.

Buna rağmen bir İl Emniyet Müdür Yardımcısının bu cevabı nasıl ve neden verebildiğini hâlâ anlamakta güçlük çekerim.

*  *  *

KURAL KOYMAK BİZİM, UYMAK SİZİN İŞİNİZ

Salgın (pandemi) sebebiyle vatandaşların daha az zarar görmesi için devleti yönetenler belli kurallar koyuyorlar. Konulan kuralların bazıları tartışılabilir olsa da, genel olarak kurallar uygulandığında virüsün bulaşmasında ve hasta sayısında azalma olduğunu hepimiz biliyoruz.

Buna rağmen başta Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, AKP Genel Başkanı sıfatıyla, kapalı salonlarda binlerce kişiyi “lebalep” toplayarak il kongreleri yaptı. Yetmedi on binlerce kişiyle Genel Kurul yaptı.

Baroların, derneklerin hatta apartman yönetimlerinin genel kurul yapmasını yasaklarken neden ve nasıl bu toplantıları yapabildi, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Yetmedi, Erdoğan bazı tanınmış kişi ve cemaat önderlerinin cenaze törenlerine katıldı, binlerce kişiyle birlikte namazlar kıldı.

Binlerce kişinin katıldığı riskli cenaze namazlarına, kuralları koyan ve uygulamaktan sorumlu olan Sağlık ve İçişleri Bakanları da katıldılar.

Oysaki, pandemi sebebiyle cenaze törenleri 30 kişiyi aşmayacak şekilde yapılması kuralı getirilmişti. Sıradan vatandaşlarımız çok yakınlarının cenazelerine dahi iştirak edemiyorlardı.

Bu olaylardan sonra yurdumuzda salgın adeta kontrolden çıktı. Nüfusuna oranla bulaşma ve hasta sayısı ile ölüm oranları bakımından dünyada birinci hale geldik.

Bu tür kalabalık toplantıların riskini, salgının boyutunu daha da büyüteceğini bahsi geçen zevat eminim ki benden daha iyi biliyorlardı. Kuralları ihlal etmelerinin binlerce insanımızın ölümü veya ağır hastalık geçirmesine sebep olacağını da öngörmüşlerdir.

“Kul hakkının” ne olduğunu, “hesap günü” olduğunu da, bu dünyada olmasa da ahirette hesap sorulacağını da iyi biliyor olmalılar.

Salgının kontrol edilememesinin siyasi sorumluluğunun da kendilerinde olacağını ve yeniden seçilme ihtimallerini iyice azaltacağını da biliyorlardır.

Ama “Bize yasak yok! Biz yaparız!” anlayışıyla hareket ediyorlar.

Bu tavrı anlamakta ben güçlük çekiyorum. Mutlaka bir bilimsel açıklaması olmalı.

Ama biliyorum ki, medeni ülkelerde kurallar sadece sıradan vatandaşların uyması için değildir. Kendisini farklı, üstün, seçkin ve ayrıcalıklı görenler de dahil, her kademeden insanlar kurallara uymak zorundadır.

Mesela İngiltere Kraliçesinin eşinin cenaze töreni sadece 30 kişiyle yapıldı. Norveç Başbakanı evinde 10 yerine 13 kişiyle doğum günü kutladığı için polis para cezası kesti. Başbakan halkından özür diledi ve cezayı ödedi.

İngiltere’nin ve Norveç’in en yetkili yöneticileri “bize yasak yok, biz yaparız” demediler.

*  *  *

YAPMAYACAĞINIZ ŞEYLERİ SÖYLEMEYİN

Cenab-ı Hak, Saf Suresi 2. ve 3. ayetlerde, şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.”

Diyanet Tefsirinde bu ayetteki “Ey iman edenler” diye hitap edilenlerin, aslında “ey iman etmiş görünenler” tarzında bir anlam taşımakta olduğu ifade ediliyor. Ve “söylediği ile yaptığı bir olmayan iki yüzlü kimseler kınanmaktadır” diye açıklanıyor.

Diyanet Tefsiri ayetin amacını, “burada çelişkili söz ve davranışlardan kaçınmanın önemine ilişkin kalıcı bir mesaj verilmesinin amaçlandığı açıktır” diye izah ediyor.

Allah’ın mesajlarının muhatabı sadece sıradan vatandaşlar değil, kendisini farklı, üstün, seçkin ve ayrıcalıklı görenler de dahil, her kademeden insanlardır.