BİRAZ DA KENDİMDEN SÖZ EDEYİM...

Zeynel KOZANOĞLU

Yıllar önce bir Pazar sabahı telefon sesiyle uyandık... Kopenhag’tayız. Kim arıyor olabilir? Tanımadığım bir ses tanımadığım bir kişinin adını veriyordu. Görüşmek istiyormuş. Bu adreste öyle birinin oturmadığını söyledim ve telefonu kapattım.

Dakika geçmedi, yine telefon ve aynı ses... Özür dileyerek anlattı ki, Belçika’da oturuyormuş. Kopenhag’ta yakın akrabası oturuyormuş. Adresini biliyormuş ama buraya kadar gelerek akrabayı bulamayacağına göre, telefon aracılığıyla bulabilmeyi denemiş.

Akrabasının Kopenhag’ın neresinde oturduğunu sordum. Tesadüfe bakınız ki, bize yedi sekiz kilometre uzaklıkta bir beldede oturuyormuş. Zaman zaman Kopenhag merkezine gidip gelirken önünden geçtiğimiz yüksek binalardan birinde oturuyormuş.

O zamanda ayaklarım sağlam. Kapının önünde arabamız var.

“Ver adresi arkadaşım, akrabana selamını ulaştırayım” dedim. Hayruş’la birlikte gittik. Adresi bulduk. Adreste aileyi bulduk. Oncağızlar da Belçika’dan haber alamadıklarına yanıyorlarmış. Teşekkür ettiler. Güzel bir iş işlemiş olmanın mutluluğuyla evimize döndük.

Bu olayı niye anlattım? İnsanlara “Böyle olun arkadaşlar” demek istedim.

Sözgelimi hiç kimse şöyle olmasın. Çünkü öylesi insanlık değil.

Hemen o yıllarda Hasan Akkaşoğlu adlı çocukluk arkadaşımın Menemen’in Helvacı köyünde öğretmen iken emekliye ayrılıp köye yerleştiğini öğrendim. Arkadaşıma ulaşabilmek için ne yapabilirim? Helvacı küçük bir köy olduğuna göre, köyün bütün nüfusu Hasan arkadaşımın önünde okumuştur. Helvacı köyü belediye Başkanına İzmir’den telefon ettim.

Kendimi tanıttım. Hasan Akkaşoğlu’yu yıllardır aradığımı söyledim. Benim telefon numaramı bir şekilde ona ulaştırmasını rica ettim. Hasan arkadaşımdan okuma yazma öğrenen, aynı köyde belki günde kırk kez yüz yüze geldiği öğretmeni konusunda tavrı ne oldu?

“Ben şimdi onunla uğraşamam kardeşim...”

Kanınız dondu mu? Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir yaratık bulabilir misiniz?  Kendisini “Londra Belediye başkanı” sanan bir kişi. Şimdilerde kendisi değil belediyesi bile yok oldu gitti. Benim ricamı tutsaydı, gönlümü kazanacaktı.

Üstelik bu tavrını arkadaşıma aktardığımda yediği küfürü de hak etmemiş olacaktı.

“Böyle biri olmayın arkadaşlar.”

Bu yazımı okuyanlar arasından beni ayıplayanlar çıkabilir. Ancak şu kadarını bilmelerini isterim. Kime yardımcı olmuşsam, kimi bir tedirginlikten kurtarmışsam, kimin sınıf atlamasını sağlamışsam, bunun karşılığında asla bir beklentiye girmedim...

Ancak, bir kimse en az insanlık kuralı olan bir konuda hareketsiz kalırsa, ufacık bir dokunmayla yürüyecek arabanın başında çaresizlikten kıvranan insanları görüp de yardımcı olmayı insanlık görevi saymazsa, ben böyle insanlardan hoşnut değilim. Örneğini vereyim.

Bir otomobil yürümüyor.  Başka bir otomobille çekmeye çalışıyorlar. Yine yürümüyor. Oradan geçerken baktım, yerinden kıpırdamayan aracın el freni çekik. Boşuna uğraşan kişilerden birine “Çekmeye çalıştığınız arabanın el freni çekik” dedim ve yürüdüm.

İşte bu kadar... Anlattıklarım övünülecek şeyler değil. İnsanlığın gereği.