Bir soygun hikâyesi: Şehir hastaneleri modeli

Prof. Atila BİTİGEN

Şehir hastaneleri gizli bir özelleştirme. Kamu kaynaklarının özel sektöre transfer etmenin yeni bir aracı. Devlete ait kamusal bir görevin rant kapısı haline getirilmesi ve bunun değişik bir biçimde sermayeye aktarımı söz konusu. Şehir hastaneleri aslında özel sektör tarafından yönetilmesi söz konusu. Türkiye, bunu otoyollardan, köprülerden, tünellerden biliyor. Orada yap işlet devret modeli vardır. Şehir hastaneleri de ise yap-kirala-devret modeli söz konusu. Devletin vergilerle topladığı ve gelecekte toplayacağı milyarlarca dolarlık kaynağı düne kadar çapı belli bir avuç şirkete ve sahiplerine aktarmaktır. Asıl önemlisi, borç içindeki özel sektörü vurması muhtemel krizin, kamu ayağında yaratacağı depremin de baş müsebbibi olacaktır.

Tam 31 proje var, 31 projenin 18’i projelenmiş durumda. Şu ana dek, 18 şehir hastanesi için yılda ödenecek kira bedellerinin toplamı 3 milyar lirayı geçecek. Bu hastanelerin toplam yatırım bedeli 10 milyar dolar. Oysa 25 yıl boyunca ödenecek kira bedeli 30 milyar dolar. Kur garantisi de çabası. Bir hastanenin 4 yıllık kira bedeli toplam yatırım maliyetini karşılıyor.

İnşaat firmaları bu şehir hastanelerini Hazine tarafından bedelsiz olarak tahsis edilmiş arsalar üzerinde yapıyorlar. Yapımcı şirket binalar için dış finansman sağlıyor; bu krediye de Hazine garanti veriyor. Şirket yaptığı binaları Sağlık Bakanlığı'na kiraya veriyor. Sağlık Bakanlığı bu binalar üzerinde kiracı. 4 yıllık kira bedeli ile inşaat maliyeti karşılanıyor olmasına karşın ancak 25 yıl boyunca ödediği kira bedeli karşılığında devlete devrediliyor. Buradaki model de yap-kirala-devret modeli. Devlet ne yapıyor; hazineye ait olan araziyi veriyor bu şirkete. O arsanın yollarını yapıyor, alt yapısını hazırlıyor onlar da bedelsiz. Her türlü destek mevcut. Sadece şirket bu iş için bir finansman ortaya koyuyor. Bu finansmanın önemli bir kısmı dış finansman. Uluslararası şirketler, fonlar, bankalar finanse ediliyor. Yapımcı şirkete bir ek imtiyaz daha veriliyor. Hastanenin tıbbi hizmetlerinin bir kısmı ve destek hizmetlerinin tamamının şirket tarafından verilmesi söz konusu.Gelir getiren laboratuar hizmetleri, görüntüleme hizmetleri, nükleer tıp, fizik tedavi, rehabilitasyon hizmetlerinin tamamını bedeli döner sermayeden karşılanmak üzere şirket tarafından karşılanıyor. Şirket bu hizmetleri alt taşeronlara devrediyor. Kira bedeli dışında, bu hizmetler içinde Hazine tarafında garanti verilmiş durumda. Yeterince hasta gelmez ise aradaki fark genel bütçeden karşılanacak.

Dış finansman için uluslararası tahkim kurulları yetkili. Uluslararası finans şirketleri bu projelere para vermek istemediler. Türkiye’nin politik risk taşıyan bir ülke olduğunu, buraya yatırım yapmanın ciddi bir bedeli olduğunu söylediler. Bir sorun çıkarsa uluslararası tahkimi şart koştular. Projeler için alınan borçlara, üstlenilen finansal risklere, harcanan paralara devlet garantisi verildiği halde iş bütçeye değil, şirketlerin bilançosuna kaydediliyor. Böylece sanki devletten para çıkmayacak gibi gösterilip, bütçe açığına ve kamu borçlarına bunlar dahil edilmiyor. Oysa şirketler batar, iflas eder veya işi bırakırlarsa aldıkları borçları kamunun ödeyeceği açık açık yazılıdır. Dolayısıyla bütçe açığı, kamunun dış ve iç borç stoku şu anda gösterilenden daha fazladır. Şirketler yatırım için gerekli kaynağa sahip değiller. Öz kaynaklarının ise borç almalarına yetmediğini biliyoruz. Hazine devreye giriyor ve alınan her cent borca garantör oluyor. Yetmiyor, yabancılar güvenip vermez diye kamu bankalarını devreye sokuyor. Bununla da kalmıyor; yapılan tüm işlerde, tıpkı otoyol ve köprülerde olduğu gibi, şirketlere gelir garantisi taahhüt ediliyor.

Türkiye’de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerin toplam yatak sayısı 120 bin. Bu kapasitenin yaklaşık 40 bini bu modele dönüştürülüyor. Yani şehir hastanesi modeline göre bu, yüksek bir orandır. Burada aslında hastane artışı söz konusu değil. Şehrin içindeki mevcutlar kapatılıyor. Şehrin dışında entegre sağlık kampüsleri açılıyor. Şehir hastanesi ile bölgenin yatak sayısı artmıyor. O yatak sayısı sabit kalacağı için şehirde mevcut olan hastaneler kapatılıyor. ‘Yatakları nitelikli, daha kaliteli hale getiriyoruz’ diyorlar. Otel hizmeti sunduklarını söylüyorlar. Kamu hastanesi içinde özel sektörün belirleyici olduğu bu hastane modelinde halkımız sağlık hizmetine erişmek için ek bir kaynak ayırmak zorunda kalacak. Bu ülkede üst gelir düzeyinde olan yaklaşık 10-15 milyon yurttaş bunu karşılayabilir durumdadır. Ancak çoğunluğu oluşturanlar için sağlığa erişim ciddi bir problem haline gelecektir. Otelcilik hizmeti ile övünülen bu çok büyük, devasa hastaneler de sağlık hizmeti almanın bedeli ağır olacaktır.

Bu hastaneleri kimin yöneteceği meselesi var. Sağlık Bakanlığı içinde kiracı. Şekli olarak Sağlık Bakanlığı hastaneleri bunlar. Ancak işin önemli bir kısmı taşeronlar tarafından gerçekleştirilecek. Gerek tıbbi, gerekse destek hizmetler yapımcı şirketin imtiyazında. Alt taşeronlara gördürülecek bu hizmetleri koordine eden de yapımcı şirketin temsilcileri. Şekli olarak Sağlık Bakanlığı yönetimi varmış gibi gözüküyor ama esas yetki özel sektörün elinde. . Aslında yapımcı şirket yönetiyor. Devletin hastanesinin gittiği, “şehir” hastanesinin geldiği söylenebilir. Bu çift başlı yönetimin bu hastanelerde yönetim krizine yol açacağı aşikardır. Devlet hastanelerinde hekimler üzerinde zaten performans baskısı vardı. Bu, daha da artarak devam edecek. Döner sermaye gelirleri hekimler ve diğer çalışanlar için önemliydi. Bu döner sermaye havuzunun önemli kısmı yıllık kira ve hizmet bedeline. Çalışanların ek ödemelerinde önce kira karşılanacak. Hem aşırı çalışma baskısı, hem gelir azalması. Bir süre sonra da personel azaltmaya giden bir sürece doğru gidecek. Bu sağlık hizmetinin niteliğinde bozulmaya yol açacaktır.

Bu hastane modeli çağ dışı. Bu modelin mucidi İngiltere’de ciddi tepkiler var. Yarattığı olumsuz sonuçlar önemli dergilerde yayımlanıyor. Artık bu modelden vazgeçmek durumunda kaldılar. Bu hastanelerin yatak sayıları çok fazla, işgal ettikleri alanlar çok geniş. Çağdaş ülkelerde 600’den daha fazla yatak sayısı olan hastanelerin verimli olmadığı biliniyor. Hastane içinde hastaların ulaşımı sorun, hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanlarının nitelikli hizmet vermesi mümkün değil. Bizim önerdiğimiz sağlık sistemi, insanları hastalandırmayan, insanların bulunduğu yerde koruyucu sağlık hizmetleri ile bütünleşik, basamaklandırılmış tanı ve tedavi hizmeti sunan bir model.

Basit bir anlatımla, Türk Milletinden saklanan Şehir Hastanelerinin gerçeği şöyle;
-İhaleyi alan firmaya, hazine arazisi BEDAVA verilir.

-Devlet firmaya 25-30 yıl sürekli kira ödemesi yapmayı, hazine garantisi vererek kabullenir.

-Sözleşme süresi 49 yıla kadar çıkarılabilir.

-Hastane çevresindeki tesisleri yüklenici firma işletir, gelir onundur.

-Hastane ve çevresindeki yapılardaki işletmeler her türlü vergi-harçtan muaftır.

-Hastanelere devlet tarafından %70 doluluk garantisi verilmektedir.

-Şehir Hastanesinin çevresindeki Devlet Hastaneleri kapatılacak ve kadroları Şehir Hastanesine devredilecektir.

-Kapatılan Devlet Hastanelerinin bina ve arazilerinin tasarrufu da yüklenici firmaya bırakılacaktır.

-Sağlık tamamen PARALI ve PAHALI hale getirilmektedir.

-Şehir Hastanesi yapılan İllerde yatak sayısı artmamaktadır. Denizli’de 1000 (Bin) yataklı Şehir Hastanesi kurulacak. Denizli Merkezdeki KAPATILACAK Devlet Hastanelerindeki yatak sayısı zaten 995 idi!

-Şehir Hastaneleri, İhale Kanununa tabi değildir. 2010 yılında “İhale Yöntemi” ile yapılan 1200 Yataklı Erzurum Devlet Hastanesi 193,5 Milyon TL bedelle tamamlanmıştır. Fakat Kayseri Şehir Hastanesi (1538 Yatak) sabit yatırım tutarı 427 Milyon TL’yi geçecektir. Devlet Kayseri Şehir Hastanesi için yüklenici firmaya 25 yılda 3 Milyar 443 Milyon TL kira bedeli ödeyecektir.

Yani Kayseri Şehir Hastanesi için firmaya ödenecek 1,5 yıllık kira bedeli karşılığında (Bin 200 yataklı) bir Devlet Hastanesi yapılabilecektir!

-İngiltere’de yapılan çalışmalar, 1 adet şehir hastanesi için harcanan parayla, 3 adet devlet hastanesi yapılabileceğini ortaya koymuştur.

-Sağlık çalışanları, taşeron işçi haline getirilecektir…

Kaynak: TTB,Rıfat Serdaroğlu,Metin Aydoğan, Bahadır Özgür.