Bir Ana'ya ihtiyacı var Türkiye'nin...

Neşe DİLEKÇİOĞLU

"Ana" dediğimizde aklıma ilk gelen şey, bir evi tek başına çekip çeviren, sıkıntılı dönemlerde  toparlayıcı, evlatları arasında ayrım yapmayan, kin ve nefretten uzak, sevgi dolu, uzlaştırıcı, fedâkar, öngörülü, kavga dilini sevmeyen, acı çekse de ev halkına acı yaşatmayan, idareyi bilen, ekonomik sıkıntı çekse de bir üründen üç kap yemek yaparak sofrayı kuran, evin reisi baba ile evlatları arasında sürtüşme, husumet  dahi olsa onları aynı sofrada buluşturan, arada köprü vazifesi gören, Allah'ın yarattığı en güzel varlıklar, cennet hatunları gelir aklıma.

Çabuk sinirlenmezler, öfkeleri de uzun ömürlü değildir.

Sahip oldukları pratik akılları-zekâları ile anında çözüm üretirler.

Çözümün tarafıdırlar.

Kafalarının arkasında art niyet asla yoktur 

Öyle sevgi doludurlar ki; bir çiçeğe, böceğe, kurda kuşa, yaratılan her canlıya "Rabbimin eli değmiştir" diye sıcak bakarlar.

"Yaradılanı yaradandan ötürü severiz"in vücut bulmuş şeklidir analar. 

Kurtuluş Savaşı'na baktığınızda kadınlar, analar, 6 aylık yavrularını kağnılara yükleyerek savaşa techizat taşımış, bundan da hiç yüksünmemiş, 'önce vatan' demiş, yeri geldiğinde şehit olmuş isimsiz kahramanlardır analar.

Cesur yüreklidirler...

Evlatları için hiç bir fedakarlıktan çekinmedikleri, çekinmeyecekleri de bilinir anaların.

Hasta olduklarında, başlarında sabaha kadar uykusuz nöbet tuttukları; yemeyip yedirdikleri yavrularını ellerine kına yakarak vatani görevine gönderdiklerinde,

"Vatana kurban ol evlat, vatan namustur, onu iyi koru. Sütüm sana helal olsun kuzum" demeleri, 9 ay karınlarında taşıdıkları yavrularının, vatan söz konusu olduğunda evlat sevgisinden de öne geçmesi, ne kadar vatansever ve milliyetçi olduklarının da bir kanıtıdır. 

Bu yüzdendir ki, kanımızı dökerek yurt saydığımız vatanımızın, (Anadolu, Anayurt, Anavatan...) olarak anılması ve isimlendirilmesi.

Bu yüzden diyorum; Bir Ana'ya ihtiyacı var Türkiye'nin!

İYİ Parti'nin yeni kurulmasına rağmen kazandığı ivme, toplumun partiye olan  güveni, özellikle korona günlerinde sayın Akşener'in kazandığı sevgi, birleştiriciliği, Kurtuluş Savaşı'ndaki kadınlarımızı çağrıştırması, 'Topuklu Efe' olarak bilinmesi tesadüfi değildir.

İYİ Parti'nin başında, milliyetçi, vatansever, hayatını gözünü kırpmadan vatanına feda edecek, Cesurlar Hareketi'nin önderi bir Ana'yı, Sayın Meral Akşener hanımefendiydi görmek, ülkem adına İYİ günlerin habercisi ve müjdecisi gibi iç rahatlatıcı.

O asla korkmadı.

Şahidim.

Tüm sindirme, yok sayma, bitirme hareketine karşı durdu...

Sesini Allah'ın da istediği gibi mazlumların yüksek sesiyle birleştirerek, güçlü bir şekilde zulme karşı mazlumun yanında durdu...

Demokrasiye toplumsal uzlaşmaya kendisi ve kurduğu partiyle hukuk devletine büyük katkı verdi.

Tarihî süreç de bunu gösterecektir, eminim.

Dün televizyonda Sayın Akşener'in Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan'a çağrısını doğru ve haklı buldum. 

Durum Türkiye açısından hiç aydınlık ve iç açı görünmüyor.

Ekonomik sıkıntıların Covid-19 salgını devam ettiği sürece daha da artacağı kesin.

İşsizler ordusu giderek çoğalıyor.

Aç ve işsiz insanın, köşeye sıkıştırılmış insanların neler yapabileceğini düşünmek bile  istemiyorum.

"Tüm partilerin ayrıştırma dilinden uzaklaşarak derhal  bir araya gelmeleri, ortak bir masada oturarak ortak bir dil geliştirerek, ortak kararlar almaları selametimiz açısından şart" dedi.

Sayın Akşener'in parti Genel Başkanı kimliğini bir yana koyarsak, o ana kimliği ile neyi gördüğü, felaketin hangi boyuta gelebileceği öngörüsüne yürekten katılıyorum.

Ortak payda siyasette insan odaklı ise, koronavirüsün sosyal mesafeyi korurken, insan yaşamının ekonomik olarak korunması da sosyal devletin Devlet olabilme şartı değil mi?

Siyasilerin seçilebilmek için ekonomiyi düzeltmek, daha iyi hayat koşulları vaadettikleri vatandaşlarına ilk icraat olarak vazifeleri de ekonomik rahatlama değil miydi?

Sayın Akşener'in ortak masada ortak kararlar alınması çağrısı, ülkenin geleceği açısından güvenlikli ve elzem bir davranış.

Halkın kendisini siyasi anlamda da ülkesi için feda ettiğini gördüğü, nefsi ve kibiri olmayan, samimi, içten bu ANA'ya saygı ve güven duyması, bel bağlaması boşuna değil.

Önce milletim anlayışı, asıl bu nedenle çok önemli.

O "Önce Milletim" diyen bir vatansever.

Ancak nacizane gördüğüm ve uyarmak istediğim bir konuyu da dile getirmek isterim doğrusu.

İYİ Parti'nin rakibinin yine kendisi olacağını şimdiden görüyorum.

Bu ortak oturulan, ortak kararlar alınan masanın, parti içinde de bir an evvel kurulması gerekliliği inancımı koruyorum.
Aynı zamanda Sayın Akşener'in toplumda kazandığı ivme, güven duygusu ve partisine olan inanç, demokratik hayata büyük katkı sunan bu partinin kendi içindeki hesapları bu sihri bozabilir.

Toplum nezdinde ilerleyişinin önü iç çekişmelerle kesilebilir.

Kesilmemelidir.

Sayın Akşener'in ve parti yönetiminin buna karşı parti içi demokrasiyi çalıştırarak, insanların sesini kesmek yerine dinlemesi, demokrasi açısından çok şey beklenilen İYİ Parti'nin, Sayın Akşener'in "Ana" kimliği ile ailenin fertleri arasındaki husumetin nereden kaynaklandığını, gücün el değiştirme korkusu karşısında ki tepki olarak göreceği, uzlaştırmacı, ancak yumruğunu ortaya vurarak kendisinde olduğunu görmek istemek, partiye gönül veren, emek koyan, çalışan, kişisel hesabı olmayan partili  insanların beklentisi olduğu da yadsınamaz bir gerçek olarak görmeli.
Kaybetmek yerine kazanmak.

İşte tüm mesele bu.

Kimse kaybetmek ve kaybedilmek için İYİ olmaz.

Hele ki "Bir Ana'ya ihtiyacı var Türkiye'nin" demişken...