BETON ŞEHİRLERİN KIRGIN ÇOCUKLARI

Murat YAZAN

Bugün kırgın değiller ama 20’lerinden sonra kendilerinden çalınan doğanın farkına varıp hepimize kırılacaklar…
Gözlerimizin içine bakarak ; “Madem biliyordunuz neden gereğini yapmadınız ?” diyecekler !

Sözüm başta İstanbul olmak üzere metropollerde yaşayan çocukların ebeveynlerine ve şehirleri katledenlere…

Meramımın anlaşılması için kendimden örnek vererek başlayacağım. Kadıköy’ün göbeğinde büyüdüm. Çocukluğum meyve ağaçlarının arasında geçti. Çevremizdeki evlerin neredeyse tamamının bahçeleri vardı, evler en fazla dört katlıydı. Her bahçede meyve ağaçları bulunur, biz haylazlar meyveler olmaya başladıktan sonra ev sahibinin olmadığına inandığımız anda bahçeye “dalar”dık ! (“Bahçeye dalmak” diye bir deyim vardı ama günümüz metropollerinde bahçe kalmadığı için sanırım artık kullanılmıyor.)

Çıktığımız her ağaç farklı bir maceraydı. Yağmur sonrası incir ağacına çıkılmaması gerektiğini bilirdik. İncir dallarının içi boştur. Yağmurla yumuşarsa kolayca kırılır, yere düşersiniz…
Her ağaç farklı konukları barındırır. Özellikle dut ağaçlarına çıktığınızda bolca uğur böceği ve arıyla karşılaşırsınız. Arılar olmuş dutların özünü emerler. Rahatsız etmezseniz zararları dokunmaz. Uğur böceklerini elinize kondurur, uçmalarını beklersiniz. Şiirsel bir deneyimdir. Karıncalar zaten her zaman her yerdedir… Yollarına çıkmazsanız ısırmazlar…

Böğürtlen çalıları neredeyse tüm börtü böceği konuk eder. Dikenlerine takılmadan en koyu renk böğürtlenleri toplamaya çalışırsınız. Örümceklerin sanat eseri ağları özellikle böğürtlen çalıları arasında bulunur… Hele bir de yağmur veya sabah çiğ gördüyse üzerine eklenen su damlacıklarıyla bambaşka bir şeye dönüşürler….

Doğayla iç içeyseniz doğanın diğer unsurlarına saygı duymanız gerekir.

Dünyanın sadece sizden ibaret olmadığına, başka canlıların da yaşamlarına saygı duyulması gerektiğine dikkat çeker doğa !
Örümceğin bir işlevi vardır !
Sineğin de !
Farenin de !
Aklınıza gelen her canlının mutlaka işlevi vardır.
Doğa veya yaradılış boşluk ve nedensizlik kabul etmez.
Var olup da işe yaramayan hiçbir varlık yoktur!
Modernizmin ve küresel kapitalizmin ülkemize düşen payı yazık ki inşaat sektörü oldu. Her yer şantiye, her yerde “rezidans” inşaatı var. Bitmiş rezidansları görüyorum. Temel temaları “doğa ve yeşillik…” Günah çıkartmak gibi ! “Biz bu evleri yaparken doğa ve yeşilin içine ettik, şimdi yerine çim tohumu ekip saçma sapan, iklime ve floraya-faunaya uygun olduğundan emin olmadığımız bitki ve ağaçlar dikiyoruz” demeye getiriyorlar. En acısı da katlara beş karış toprak döküp bodur bitkiler dikerek sanal bahçeler yaratmaları… Evin onuncu katında bahçe var ama toprak derinliği “elli santimetre”… Sıkı bir yağmur yağsa ne toprak kalacak ne de bitki…

Doğanın ne olduğunu bilmesek, evleri alırken koca bir kandırmacaya alet olup fena halde tongaya düşeceğiz !
Doğada ekilmiş çim yoktur… “çimen” vardır ve içinde bir sürü farklı bitki yetişir. Şimşir rezidanslarda fazlasıyla kullanılır ama doğada çok yeri yoktur. Sık bitkidir ve diğer canlıların yaşamasına izin vermez. Doğada çalı ve böğürtlen bulunur, diğer yaşamlara izin verir.

Rezidansların “yeşil” görünen dekorları doğanın katledilmesini meşrulaştırmaya yarayan sahte bir makyajdan ibarettir. Rezidans yeşili diğer canlıların varlığına şans tanımaz… Bodur şimşir ve çim içinde canlılar yaşam alanı bulamaz…

Marketlere gittiğinizde karınca, fare, arı, sinek  öldürmeye yarayan endüstriyel ürünlerin bulunduğu koca raflarla karşılaşırsınız. Her birini uzak tutmaya yarayan bir çok doğal ürün (özellikle sirke) varken küresel kapitalizm size “öldürme” seçeneğini dayatır !
Dünyanın tek sahibi insanmış gibi…

Bugün çocuklar okul gezilerinde karıncadan bile korkar halde. Karınca görünce bağıra çağıra öğretmenlerine koşuyorlar.
Tanımadıkları, uzakta kaldıkları için…
Bu çocuklar diğer varlıklara hayranlık duymadan büyüyecekler…
Bir karınca sürüsündeki işçi karıncaların nasıl bir disiplin içinde yuvaya kırıntı taşıdığını görmeyecekler…
Bir örümceğin yaşamsal ihtiyacı için nasıl bir sanat eseri yarattığını, üzerinde çiğ damlası bulunan ağı görmeyecekler.

Uğur böceğinin henüz küçükken siyah bir kın kanatlı olduğunu, erişkinliğe ulaştığında kırmızı üzerinde siyah benekleri olan muhteşem bir canlıya dönüştüğüne şahit olamayacaklar…
Kozmosa ve yaşamın döngüsüne küçük yaşta vakıf olma şansı yerine, (okuyanları) ileriki yaşlarda kişisel gelişim kitaplarından ilham yakalamaya çalışacaklar…
Oysa ki ilham bir ağacın veya çalının üzerinde gizli…
Lütfen çocuklarınızı doğadan uzakta tutmayın…
Onları betondan şehirlerin kırgın çocukları yapmayın…