Bakü’de dört gün… (1)

Hülya SEZGİN

Bakü’de dört gün… (1)

Hep duyuyoruz ya hani, politikacılarımız bol bol söylüyor “İki devlet, bir millet… Azerbaycanlı kardeşlerimiz…”
Kısa bir süre öncesine kadar bu benim için sözden öte gitmiyordu… İki ay önce resim komitesi başkanı olduğum Uluslararası Aktivist Sanatçılar Birliği adına Aydın Karacasu’da bir ressamlar kolonisi sanat çalıştayı düzenlemiştik.  Burada tanıdığım pek çok yabancı arkadaşlarımın yanı sıra Azerbaycan’dan da iki ressam arkadaşımız gelmişti; Nevai Memmedoğlu ve İlgar Akbarov…
Her ikisini de çok sevdim… kaynaştık… kardeş olduk… Böyle birlikteliklerde bazen kibarlık olsun diye, bazen de yürekten “Siz de bize buyurun.” denir ya hani… onlar da demişlerdi de biz de “İnşallah.” diye yanıtlamıştık.  Ancak Nevai hiperaktif çocuk ruhlu arkadaşım aklına koydu mu hemen olsun istiyor… Facebooktan yazışıyoruz:

“Ablam ne zaman geleceksiniz?”

“Geliriz inşallah Nevai…”

“Ablam hemen gelin…”

“Nevai ne diyorsun sen? Ben Güzelbahçe’den Konak’a bile en  az iki saatte gidebiliyorum. O kadar kolay mı hemen  gelmek?”

“Kolay abla…hemen gel!” Aynı şekilde İlgar’da ısrarcı…
“Bekliyoruz…”

Birliğimizin genel başkanı  Ümit Yaşar Işıkhan ile konuşuyoruz… “Olur mu? Olur!”
Bize eşlerimiz Hikmet ile Selmina da destek veriyor… “Hadi gidin…”
Görmemiz gereken başka işler de olduğundan İHA dan kameraman Olcay Tuncel ve muhabir Alev Hamitoğulları ile birlikte düşüyoruz yola… Ver elini Azerbaycan Bakü!..

Bakü; iki buçuk-üç milyon nüfuslu, yüzölçümü olarak İzmir büyüklüğünde, Sovyetler döneminde sanatın merkezi olan güzel bir şehir. Biliyor musunuz İzmir-Bakü sanırım 1986 yılında kardeş kent olmuş.

Azerbaycan “alevler ülkesi” demekmiş. Çünkü nereye kazma vursan petrol çıkıyor… 1936 da konmuş adı. Sovyetlerde Stalin’den önce hepsi Türk’müş. Sonra bölmüşler ve siz “Azerisiniz” demişler, isimleri değişmiş…

Türklerden çok izler var… Bir kere Azeri Türkçesi, öz Türkçe… bazı kelimelerde zorlansanız da konuşmayı anlıyorsunuz. Pek çok Türk firmasının malları satılıyor. Mobilya dükkanı çoğunlukta. Gösterişi seviyorlar. Bir caddeleri var, bizim Beyoğlu gibi…tarihi binalar ve altında mağazalar…

Sanat onlar için çok önemli… Devlet Flarmoni konser binası çok güzel. Gece bahçesi ışıklandırılıyor, müzik yayınlanıyor ve herkes dinlemeye geliyormuş. Konservatuar, resim müzesi, tiyatro, sirk ve daha nice sanat merkezleri var. 1930’lu yıllarda Sovyetler zamanında Almanlar işletiyormuş petrolü Azerbaycan’da. O yüzden binalarda  Alman mimarisi ağırlıklı. Şehrin içinde, yol kenarlarında, her yerde petrol kuyuları var…
 
Tarihi bir bina restore edilmiş. Sonra  Cumhurbaşkanı  Aliyev’in teşviki ile Minyatür kitaplar müzesi kurulmuş. 37 vitrin ve 71 ülkenin temsili 5250 kitap vardı. Ümit Yaşar Işıkhan’ın da 3 mini kitabı bu müzede yer alıyor. Gururlandım…

Dillerinin melodisi var. Konuşurken cümlenin sonunu ahenkli bir biçimde uzatıyorlar. Bazı sözleri çok hoşuma gidiyor, bana sempatik geliyor. Park etmeye “saklamak”, çocuk mamasına “uşak yemekleri” diyorlar. Eczane vitrinindeki reklamı ise şöyle yazılı “uşakların en yahşi dostu…”  “Elektrikli mallar”, “Körpeler evi- uşak bahçesi (çocuk bahçesi)”, “Yeni yetmeler üçün ingilis dili (Gençler için)-İşgüzarlar üçün ingilis dili (iş adamları için)” bunlardan bazıları…

Altına kızıl diyorlar. Para birimleri Manat bizim paramızın iki katı değerli… Benzini bizden beş kat daha ucuz kullanıyorlar. Herkesin altında lüx arabalar, cipler… Halk iki uç noktada ya zengin, ya fakir… Çayı Erzurumlular gibi kıtlama içiyorlar, servis edilirken bardaklarda kaşık yok! Bazı yemeklerimiz de benzeşiyor. Örneğin Düşbere dedikleri bir çeşit mantı nohut büyüklüğünde ve bir kaşığa 13 tane sığıyor… nane, maydonoz ve sirke ile servis ediliyor, sarımsaklı yoğurtla değil…

Gittiğimiz restoranlar oda oda idi. 10 kişilik masa, 20 kişilik masa vs… isteğinize göre ayarlıyorlar. Ve size ait bir odada yemek yiyorsunuz. Özellikle toplantılar için çok hoş. Konuşmak istediğiniz konuyu başka seslerle dikkatiniz dağılmadan konuşabilirsiniz…

Azerbaycan Yazarlar Birliği Sumgayıt şehir şubesini ziyaret ettik. Şair Sabir Sarvan ve şair Memmed Ilgar beyle sohbet ettik.  İlk günümüz böyle noktalandı…

Devam edecek…