Atatürkçülük, milliyetçilik ve dincilik tacirlerine dikkat!

Abdullah ALAGÖZ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden hemen sonra başlayan Türk milletini kutsanmış yalanlarla kandırmaya çalışma alışkanlığı maalesef seviyeyi yükselterek AKP iktidarı ile zirve yaptı.  Bugüne kadar iktidarların icraatlarını analiz ettiğimizde; iktidarların ideolojik önceliklerine göre üç temel ve kutsal kavramın iktidarların yolsuzluklarına, koltuk kavgalarına ve hukuksuzluklarına hep ambalaj olduğuna şahit olmaktayız.

Toplumun ortak değerleri; herkesin kabul ettiği ve onları bir arada tutan kavramlar olduğu için partilerin iktidara gelmek için hem olmazsa olmazları olmakta hem de kötüye kullanıldığı zaman canlı bir bombaya dönüşebilmekte, toplumu ayrıştırabilmektedir. Bu kavramlar: ATATÜRKÇÜLÜK, MİLLİYETÇİLİK VE DİN

İktidarların elinden bu kavramları alırsanız en azından yolsuzluklarını, hukuksuzluklarını ve dahası halkı kandırıp onların duygularıyla oynamalarına da fırsat vermemiş olursunuz.

1.ATATÜRKÇÜLÜK İSTİSMARI

Atatürkçülük adına ortaya çıkanların; ulu önderle ne düşünce ne duruş ne de fikri anlamda bir benzerlik ya da ortak nokta görememekteyiz. Kendini Türk milletine adamış o büyük şahsiyetin adını kullanarak toplum mühendisliğine soyunanlar aslında en büyük darbeyi Atatürk’e vurdular. Onu halk nezdinde küçültmeye, değersizleştirmeye çalıştılar. Püskülü deli Kadir gibi meczupların ortaya çıkışında Atatürkçü olarak geçinenlerin günahı çoktur.

Ne mucize ne efsun
Ne örümcek ne yosun
Çankaya yeter bize
Kabe arab'ın olsun...

Diyecek kadar saçmalayan seküler bir toplum oluşturma çabaları maalesef din istismarcılarına da davetiye çıkardı. Oysa Atatürk’ün yolu akıl ve bilim yoludur. Atatürkçülük, aklın ve bilimin günümüzde işaret ettiği muasır medeniyet seviyesidir, onun hedeflediği çoğulcu ve özgürlükçü demokrasiden, insan haklarından, özellikle de kadın haklarından yana olmaktır.

Yine Cami’nin yolunu bilmez ama ezanın Türkçe okunmasını dile getirerek sahte İslamcılara malzeme verip onlara iktidar yolunu açar. Sahte Atatürkçüler; bütün bunların Atatürk ile hiç alakası olmadığı halde Atatürkçülük adına yaptığını söyler.

Ama ne yazık ki artık çağdaşlıktan, çoğulcu demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden, millet iradesinden yana olmak da zorlaşmıştır ülkemizde!  

Atatürkçülük adı altında insanların yaşam şartlarını değil yaşam biçimlerine müdahale edilerek seküler devlet değil seküler millet oluşturma çabasına girildi. Sonuçta Atatürk’ü bu milletin gönlünden almaya çalıştılar. Sahte Atatürkçüler, iktidarlarına ulu önderi paravan yapmaya çalıştılar.

2.MİLLİYETÇİLİK İSTİSMARI

En basit tanımıyla; mensup olduğumuz Türk milletini sevmek, milletimizin mutlu, devletimizin güçlü olması ve milletimizin layık olduğu muasır medeniyet seviyesine çıkarma ülküsüdür. Türk ferdi doğal bir milliyetçi iken, maalesef Milliyetçilikte Atatürkçülük gibi partilerimizin en çok istismar ettiği bir kavrama dönüştü.

Milliyetçilik millet sevgisi olduğu kadar milletin iradesinin gerçekleşmesi ülküsüdür. Diğer yandan milliyetçiliğin öznesi millet olduğu için temelinde sivil bir özellik ve STK‘lar ile örgütlü bir halk desteğini de tabiatıyla içinde barındırmaktadır.

Atatürk’ü maske olarak kullananlar gibi şu an ki MHP yönetimi de maalesef Türk milliyetçiliğini maske olarak kullanmaktadır.  MHP milliyetçiliğinde Millet iradesi yok, parti içi demokrasi yok, sivil toplum örgütleri yok ve dahası milletin öncelikleri değil Genel başkanın ne olduğu müphem beka hikayeleri var. Bazen alanlarda ip atar, bazen turan şiirlerini okur, bazen de milliyetçiliği ayakları altına alanla kader birliği yapar. Türk milletinin öncelikleri değil kaynağı beli olmayan çevrelerin dikte ettirdiği öncelikler milliyetçilik olarak sunulur.

Milliyetçilik ve kapıkulu gibi birbirine zıt iki kavramın bu yapıda vücut bulması milliyetçiliğin aslında bu yapı vasıtasıyla ayaklar altına alındığına maalesef üzülerek şahit olmaktayız.

MHP’nin yapmaya çalıştığı milliyetçilik; Türk milliyetçiliği değil, jakoben, militarist, despot ve öznesi Türk milleti olmayan şahıs milliyetçiliğidir. Kaynağı toplum olmadığı için zaman zaman halkın ve tabanın gazını almak için hamaset dolu, içi boş konuşmalarla milliyetçilik tacirliği yapılmaktadır.

3. DİN İSTİSMARI

Milli ve manevi değerler; toplumu ayakta tutan, onları geleceğe taşıyan birlik ve beraberliğini sağlama da en etkili unsurlardır. Bu özelliklerinden dolayı art niyetlilerin en çok istismar ettikleri alanlardandırlar.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren din istismarı hiçbir zaman bitmemiştir. Her dönemde din tacirleri fırsat buldukça din istismarına yönelmişlerdir.  İşin en ilginç yanı din istismarına maruz kalan kitleler; toplumun en geri kalmış halk katmanları olmuştur. Eğitim seviyeleri, düşük sosyo-ekonomik olarak en fakir kitleler olmuştur. 

Bu toplumsal katmanlar; bir türlü cemaat-tarikat -aşiret girdabından kurtularak ekonomik ve fikri özgürlüğüne kavuşamamış katmanlardır. Bu katmanları algı operasyonuyla istenilen noktaya getirme ve onları bir partinin şartsız sempatizanı yapmak için din kavramı tek başına yetiyor.  Konuyu fazla uzatmadan bugünkü iktidar, yoksulluk, yasaklar ve yolsuzlukla mücadele adı altında iktidara geldiği günden beri insanları yoksullaştırdı. Ülkeyi açık cezaevine dönüştürdü.

Her icraatı baştan sona kadar yolsuzluk, hukuksuzluk ve yandaşlara ülkeyi peşkeş çekmiş olmasına rağmen din kavramı maalesef bu yolsuzlukları kapatan kutsal kılıf oldu. Beytül malın başına kendisi geliyorsa ve anahtarını da damadına veriyorsa bunun adı İslami devlet anlayışı değil bedevi devlet anlayışıdır. Devlet denetleme kurlu devre dışı, Sayıştay raporlarını gizleme dinin kutsalı oluyorsa ve yolsuzluğu dile getirenler apar topar görevden alınıyorsa bunun adı Arap bedevizmidir.

Sonuç itibarıyla toplumumuzun bu üç ortak paydasını mutlaka istismarcıların, tacirlerin elinden almak zorundayız. Yoksa bu tacirler ülkemizi felakete sürüklemeye devam edeceklerdir.