ARTAN CAMİLER EKSİLEN DEĞERLER

Murat YAZAN

Tapınaklar (her hangi din veya kültür olursa olsun) toplumların yaşamlarına önemli yere sahiptir.

Hatta ilkel tarım toplumlarında bir şehir inşa edilecekse merkezde önce tapınak konumlandırılır, çevresine diğer binalar yapılırdı.

Tarihsel süreç içinde bu alışkanlık şekil değiştirerek sürdü. Geçmişimizde külliyenin merkezinde bulunan caminin çevresinde, imarethaneler, medreseler, kütüphaneler, türbeler, hamam inşa edilmiş ve cami ile çevresi tapınak olmanın ötesinde ciddi toplumsal anlam ve kimlik kazanmıştır.

Bu kimlik bir yanıyla da dini “doğru” şekilde tanımlar.

İmarethaneler sosyal devletin “yoksulun karnını doyurma” işlevini yerine getirir. Biliriz ki Hadis-i Şerif’te “Komşusu aç yatarken tok uyuyan bizden değildir”!

Medreseler “aklını kullan” emrini defalarca içeren Kur’an’ın aklını kullanacak insanlarını oluşturmak, eğitmek için yapılmış okullardır. Kütüphaneler de öyle. Türbeler ölüye saygı gösterilecek mekanlar olurken hamamlar temizlik ve ötesinde insanların sosyalleşmesini sağlayan diğer kapalı alanlar olarak işlevsellik göstermiştir.

Kısacası camiler sadece ibadet edilecek alanlar değildi. Temel değerlerin kendini tekrar üretmesinin ve eğitimin kökleşmesinin planlandığı işlevsel mekanlardı.

“Medeniyet” mekanlarıydı !

Bugün ağırlıklı olarak sadece ibadet etmeye hizmet eden camiler yazık ki yukarıda saydığımız geçmişlerindeki diğer değerli işlevlere sahip değiller.Cuma günleri dışında camilerin (merkezi veya turistik değerleri olanlar hariç) çoğu az sayıda insanların oluşturduğu cemaatlere sahip.

Camilerin tümüyle işlevsel olmaları için toplumun ibadet ve diğer değerler hakkında uzlaşıma sahip olmaları gerekli.

Değerlerin özellikle “Müslüman, mütedeyyin” olduğunu iddia eden bir iktidarın döneminde erozyona uğraması üzerinde durulması gereken bir sorundur (suç istatistikleriyle sabittir).

Başörtüsü siyaseti sandıkta iyi sonuç vermiş ancak toplumsal algıda tesettürlü kadınların yıpranmasına neden olmuştur.

Değerleri temsil ettiği ileri sürenlerin temel sorumluluğu o değerlerin ruhu ve özünden sapmamaktır. Ve bu sadece siyasal İslamcılar için değil Atatürkçüler için de geçerlidir (Atatürkçülerin sapmalarını da ayrı bir yazıda paylaşmak arzusundayım) . Geçmişte camiler ve inanç hakkında genel bir toplumsal uzlaşma varken ve yapılan her cami işlevini kusursuzca yerine getirirken bugün yapılan görkemli camilere (Çamlıca’da inşa edilen cami vs.) “israf ve gösteriş, siyasal malzeme” gözüyle bakıldığını görüyoruz. Eyüp ilçesinin adını “Eyüp Sultan” yapmak da siyasal islamın propagandasından öteye geçemiyor. Süleymaniye Camii harcına öğütülerek katılan Tahmasp’ın gönderdiği değerli taşlar ve mücevherler “iktidarın o dönemde para pula tamah etmeyen kararlı duruşu” nu gösterirken, bugün birisi cami yapımı için mücevher gönderse, gönderilenlere ne olacağı hakkında en ufak bir fikrimiz dahi yok…

Güvenmiyoruz !

En sıkı destekçileri bile artık güvenmiyor !

Cami yapmak, dinsel mesajları siyasal varlıklarının devamı için kullanmak gayreti artık küçük ve sorgulamayan kitle dışında karşılık bulmuyor… Son çırpınışlar ne fayda verir bilemem… Ama bu ülke ve toplum artık çok daha İYİ’sini hak ediyor !