Apo ve Sisi derken şimdi de Netanyahu

Mehmet SORAL

Meral Akşener'in Recep Tayyip Erdoğan'ı Netanyahu'nun popülist ve anti demokrat tarafına benzetmesinden onun en aşağılık katil tarafına benzetildiği şeklinde zorlama bir yorumla farklı bir anlam yüklenerek çatışma ve gerilim politikası ile siyasi rant devşirme gayretine gidilmesi...

Günler önce Meral Akşener için programlanmış Rize gezisinin belki de ilk defa A HBR görüntülemesi ile takip ediliyor olması "Meral Akşener İkizdere'ye geliyor durdurun onu, öldürün onu" tweet'inin atılması gibi provokasyon ile paralel bir programın devreye sokulmuş olması...

Ve ilk defa Erdoğan'ın Meral Akşener'e doğrudan cevap verme ihtiyacını duyması...
 
Sonuç;
 
Recep Tayyip Erdoğan, Meral Akşener'in Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı olduğunu artık kabullenmek zorunda kalmıştır. Oysa ki Cumhur İttifakı Ekrem İmamoğlu veya Kılıçdaroğlu'nun karşı aday olmasını özellikle istiyorlardı aynen Muharrem İnce'nin daha önceki adaylık sürecinde olduğu gibi.
 
Rize provokasyonları ve Netanyahu meselesinin arka planındaki niyet; Meral Akşener'in korkulan ama çaresizce kabul edilmiş en güçlü potansiyel cumhurbaşkanı adaylığı gerçeği ile siyasi yarışın başlatılmasıdır. Cumhur İttifakı, yarışı gene yanlış argümanlar üzerinden başlattı aynen Apo'nun himmetine sığınarak kendisine ısmarlama mektup yazdırılıp, HDP seçmeninden oy talep edilmesinde olduğu gibi.
 
Muhalefetin gittikçe güçlendiği bir süreçte, çaresizlik ve acizlik karşısında ne yapılabileceği arayışı ve telaşı içindeki AKP iktidarı; muhalefetin kullandığı cümleleri başından sonundan keserek suiistimal edilebilecek enstrümanlar arıyor. Bir zamanlar Sisi enstrümanının kullanılmasında olduğu gibi bugün de Netenyahu enstrümanı kullanılarak aynı şey yapılmak istenmektedir.
 
Şimdi Sisi düşmanlığından Sisi dostluğuna evrilme sürecine geçmek için çaba içerisinde olanların yaşayıp göreceğiz Netenyahu ile nasıl bir muhabbet kuracaklar?
 
AK PARTİ Denizli milletvekili Cahit Özkan ve ''Üstün Cesaret Ödülü'' meselesi
 
TBMM'de Muhalefet sözcüleri tarafından Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine verilen "Yahudi Üstün Cesaret Ödülü"nü iade etmesi gerektiği söylenince AKP sözcüsü "Artist" Cahit Özkan, Türk milletinin "alayının" A HBR'i izlediğinden hareketle, söz konusu ödülün anlamını değiştirmeye kalktı. Bunu hiç ilgi ve alakası olmayan "İkinci Dünya savaşında ülkemize sığınan Yahudilere yapılmış yardımlardan dolayı Türk milletine verilen bir teşekkür ödülüdür" açıklaması ile kıvırmaya çalıştı.
 
Oysa konuya tam vakıf olan "Dışişleri Bakanlığı" baş sorumlusu bakan Mevlut Çavuşoğlu 2015 yılında bu konuyu tamamen farklı bir anlamda, daha doğrusu gerçek anlamında açıklamış, bizler de zaten öyle biliyorduk.
 
“Amerikan Jewish Congress (AJC) tarafından verilen ‘Profiles in Courage' ödülü Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlık görevini deruhte ettiği dönemde, New York'u ziyareti sırasında, Ocak 2004'te ülkemizin demokratik değerlere bağlılığı ve teröre karşı cesur mücadelesi nedeniyle kendilerine takdim edilmiştir. Nitekim ödül töreni Kasım 2003'te İstanbul'da yabancı bir banka şubesine ve iki sinagoga yapılan saldırılardan kısa bir süre sonra düzenlenmiştir" demiş.
 
Cahit Özkan biz A HBR'i izleyenler değiliz ki; aklınıza her geleni beynimize monte edebilesiniz. Okuyoruz, yazıyoruz, düşünüyoruz sonra da muhakeme yapıp hüküm veriyoruz.
 
Senin o güzel anlamlar atfettiğin değerler üzerine kurulmuş olan "500. Türk Musevileri Vakfı"nın amaç ve ilkelerini ABD'de Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına verilen ödülün anlamı üzerine kopyalayamazsınız. Bunun böyle olamayacağını kendi bakanınız Mevlut Çavuşoğlu söylemiş.
 
Yeni kurulan partiler ''Muhalefete muhalefet'' için mi kuruluyorlar?
 
Ümit Özdağ parti kurmaya çalışıyor, kendisi ve etrafı parti tanıtımını İYİ PARTİ'ye muhalefet olma üzerinden yapıyor...
 
Muharrem İnce parti kurdu, onlar da kendi tanıtımlarını CHP'ye muhalif olma üzerinden yapıyorlar.
Bu partiler niçin kuruldu; Yirmi yıl kötü yönetilmiş Türkiye'nin yönetimine mevcut partilerin alternatif olabileceklerine inanmadıkları için değil mi?
 
"Muhalefete muhalefet"in iktidara yarayacağı aşikar değil mi? Peki öyleyse, yapılmak istenen nedir; Cumhur İttifakı'na bilinçli olsa da, olmasa da aparat olmak değil mi?
 
Birisi bana zamanın birinde, muhtemelen son derece absürt bir konuşmamdan dolayı "Oğlum çuvalı ağzından açacaksın altından değil" demişti.
 
Muharrem İnce ve Ümit Özdağ siyasetin çuvalını ağzından değil altından açmak gibi işe tersten başladılar; aşağıya inen merdivenden yukarıya çıkmaya çalışıyorlar ki; artık ne kadar başarılı olurlarsa.
 
Bu arada Cumhur İttifakı trollerinden bu iki isime büyük destek var.
 
Devlet ciddiyetini ayaklar altına almak
 
Yirmi yıldır süregelen tüm gayri organize unsurlarla hemhal olma hali (Buna PKK, Fetö de dahil) devlet ciddiyeti denen; her ferdine güç, kuvvet ve güven veren, düşmana ise korku salan unsur yerle yeksan edildi.
 
Bu ülkede her sabah kalktığımızda devlet iradesi adına hükümet edenler de dahil olmak üzere her kafadan o kadar çok ses çıkıyor ki; devletimin ne dediğini bir başka gayri resmi güç odağının veya sivil toplum yapılanmasının söyledikleriyle doğrulama ihtiyacı duyuyoruz.
 
Mesela "Hükümet edenler Fetö ile yeni bir süreç başlattı" denecek olsa, içimizden kaç kişi "Olamaz öyle bir şey, mümkün değil" diyebiliriz. Şahsen siyasi otoritenin, muktedirliğini kaybetmemek uğruna "Böyle bir teklifi şiddetle ret eder" diyemiyorum. Hiç bir şekilde haksızlık yaptığımı düşünmeyin, zira oluşturdukları yirmi yıllık algının bende yarattığı zan budur.
 
Kendi itirafları değil mi; "Ordu vesayetine karşı Fetö ile işbirliği yapıp, kumpas kurduk" diyen. Buradan kendileri için masumiyet çıkarmak zorlama bir ahmaklık olmaz mı? Hadi diyelim ki tehdit, şantaj, ürkütme, yıldırma ile başardınız; tarihin kamerası kayıt ediyor sonra da bu kayıtlar şahitlik yapacak, ona ne diyeceksiniz?
 
Habertük TV'de aşağılanan kim istifa edenler kim?
 
Habertürk TV'de Ebru Baki'ye yapılan aşağılamayı kınayarak mesai arkadaşına sahip çıkmak adına muhataplarını özür dilemeye davet ettikleri için istifaya zorlanan ve istifa eden Bülent Aydemir ve Kürşat Oğuz işlerinden oldular ama Ebru Baki hala pişkince işine devam ediyor.
 
Yıllar önce iş yerimde selefine sahip çıkmak isteyen müdürümün satışına geldim, işimizle ilgili teftişe yansıyan bir konuda sorguya alınmıştım.
 
Olup bitenleri takip eden, hala aile dostum olan mesai arkadaşım ise kendisinden bir talepte bulunulmamış olmasına rağmen toplantı halindeki teftiş sorgulamama "dalarak", "Bu olaya ben de vakıfım. Arkadaşım hiç bir şekilde sorumlu olmadığı gibi sorunun halledilmesi için her türlü çabasına da şahidim" diyerek büyük bir jestle doğruluk ve dürüstlük adına tavrını ortaya koymuştu.
Ebru Baki hala "sırıtarak" günlük programına devam edince, anında sevgili arkadaşımın o güzel davranışını hatırladım.
 
Filistin denince aklıma...
 
Siyasal İslam işte tam da budur; zulüm gören Doğu Türkistanlı Müslüman Türkler olunca ne sela ne sitem, Filistinli olunca hem sela hem sitem hem de gözyaşı...
 
Bu ayrım elbette ne İslami, ne de imani; tamamen ve tamamen siyasidir.
 
Zülüm dünyanın nefesinde olursa olsun; yapan da yaptıranda suçludur ve zalimdir. Kahrolsun Hitler'i "aklamaya" çalışan İsrail'e, kahrolsun onu rahminde peydahlayan ABD'ye ve kahrolsun BOP projesi ve...
 
Zulme uğrayan her bir Arap'ın yanındayım ama hiç bir Arap devletinin yanında değilim. Her zaman batının emperyalist leş kargalarını kendi muktedirliklerinin devamı için milletinin kanına ve canına çağırmak gibi coğrafyanın hem insanına hem de nimetlerine ihanet etmişlerdir.
 
Onlar üzerinden tanımlanmış bir İslam algısının yansımaları yüzünden Müslüman Türk milletinin İslam medeniyetine sağladığı değer ve kazanımlar gölgelenmiş, unutulmuş aksine bizler de hissemize düşeni alıp onlarla aynileşerek hiç de hak etmediğimiz ortak bir kadere doğru sürükleniyoruz, doğrusu bu durum beni çok endişelendiriyor.
 
Sınır ötesi harekatlarımız konusunda bir tek Arap devleti yanımızda oldu mu? Kaç tane Arap ülkesi Doğru Türkistan'ın nerede olduğu biliyor? Hangi Arap ülkesi Hocalı Katliamı'nı bilir veya kaç tanesi Azerbaycan'ın verdiği mücadeleden haberdardır?
 
İsrail zulmü ve sergilenen vahşet karşısında insanlık adına uluslararası diplomasiyi devreye sokmak için asil Türk milleti olarak elimizden geleni yapalım ama artık siyasal İslamcı vesayeti hakim kılmak adına heba ettiğimiz itibarımızdan geriye ne kaldıysa.
 
Kripto paradan dolandırılmışlar! Bize ne?
 
Bırakın kumarda kaybedenlerin derdi ile dertlenmeyi; hakkı, hukuku, emeği gasp edilenler için ne yapılabilir onu düşünelim. Millet yüzde 30'lara varan enflasyonla dolandırılmışken birileri doymak bilmeyen hırsları ile sele kapılmışlar kime ne?
 
Emeğin değerini, helalin hikmetini ortadan kaldırıp kolay yoldan zengin olma hevesinin neden olduğu mağduriyet bizlerin değil muhataplarının derdi olsun.
 
Neymiş;
 
Vereceksin bir buzağı seneye alacaksın dokuz buzağı öyle mi, nah alırsın. Aslanım sen önce "Kendi mantığını dolandırıyorsun" sonra da başkaları seni dolandırıyor çok mu?
 
Yine, alacaksın üç kuruşluk kripto para sonra gelecek son model araba. Hukuken varlıkları tescil edilmiş değerler olup, hangi devlet/devletlerin hazinelerinin teminatı altındadır bu paralar?
 
Birileri hayallerinde karşılıklı birbirlerine yumurta alıp satıyorlar. Gün sonunda bir tek yumurta ile başlayan ticaret beş yüz yumurtaya kadar çıkıyor. Sonra "üç tane yumurta kırıp yiyelim" diyorlar ama ortada ne kafes, ne tavuk, ne de yumurta var.
 
Benim dışarıdan bir gözlemle "kripto para" denen şeyden anladığım budur. Bu işin mantıklı ve makul zemine oturan meşruiyeti söz konusu ise onu da öğrenmek isterim...