Antin kuntin işler...

Neşe DİLEKÇİOĞLU

Çocukken oynadığımız, ne anlama geldiğini bilmediğimiz tekerlemelere benzettim bu garip sözü.

Eskiden akıllı telefonlar olmadığı için oyunlarımızı da kendimiz yaratırdık. 

Yaratıcı ruhumuz, yaratıcı aklımız vardı.  

Mesela; "Yağ satarım bal satarım, ustam ölmüş ben satarım" diyerek, çemberin dışında, elimizdeki mendili çömelen arkadaşımızın tam arkasına çaktırmadan bıraktığımızda, hep bir ağızdan bağırırdık.

"Zambaak zumbaak dön arkana iyi baaak." 

Demek ki çocukken arkamıza iyi bakamadık, hep arkamızdan iş çevirdiler bunlar.

Antiiin kuntiiin, dön arkana iyi bak. 

İlk kez duyduğum bu deyimi sahiplendim gibi.

Cümle içinde kullanırım hem de çokça.

Ancak sorarlarsa da önce bir araştırayım dedimdi.

Karşıma şu açıklama çıktı; Marks'çılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan, içinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili, tutum ve davranışlarıyla itici olan. 

Ne alaka dedim, tekrar baktım bu kez: Boş, gereksiz, faydasız, alakasız, abuk subuk, saçma sapan.

"Tamam" dedim bu daha iyi uydu, buradan hareketle her cümlemin içinde "Antin kuntin işler yapmayın" demeye başladı.

Haberleri, gazeteleri, tartışma programlarını, meclisi, iktidarı izledikçe.

Başkentgaz'ın sahibi Torunlar Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mehmet Torun'un Türk Kızılayı'na 8 milyon dolarlık bağışının ardından, Ensar Vakfı'na oradan da TÜRKEN'e aktarılan bu paraları vergiden düşürerek mi yapıyor?

Vergi muafiyeti mi oluyor? Devlete vergi vermeden kimi kalkındırıyorlar anlamakta zorlanıyorum.

Ama öyle pişkinler ki...

Litaratüre yeni bir deyim daha yerleşti bunların dilinden "Vergi kaçırmak başkadır, vergiden kaçınmak başkadır" dedi Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık.

Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, muhteşem bir laf bu yaa.

Bunun üzerine Başkentgaz'ın sahibi Torunlar Gyo'su Yönetim kurulu Başkan Vekili boş durur mu?

Gazeteci Muharrem Sarıkaya'ya verdiği röportajda o da bu unutulmaz lafı etti: (Kızılay Başkanı Kerem Kınık'tan sonra tabii)

"Bizim buradaki düşüncemiz, Kızılay'la bizim başka bağışlarımız da var.

Bu işin şerefiyesi Kızılay'a ait olsun, bağış da bizden kaynaklansın istedik". (iyi bari)

"Yoksa biz kendi paramızla ne gibi bir şey düşünebiliriz, zaten para bizim"

"Yani başkasının parası da antin kuntin yapalım, aradan götürelim diye düşünüldüğü söylenebilir"

"Ama para bizim! Antin kuntin işimiz olmaz" dedi. 

Bak baak, lafı başının tepesinden dolandırarak, kulağını tersten gösterme, vergiyi kendi devletinden kaçırma konusunda ne kadar da mahirler.

"Muhatabımız Ensar Vakfı, kamu yararına olan bir vakıf, Kızılay da öyle, arada fark yok, ekonomik ve hukuki açıdan" diyor Mehmet Torun.

Topu Türk Kızılayı Başkanı Kerem Kınık'a atıyor bu arada.

"Yanlışsa Kızılay niye kabul etti?" diyor.

Siz niye bağışı açıktan yapmayıp, araya aracı koyuyorsunuz peki?

Yanlış bir şey mi kamu yararına olan bir vakfa, yüklü miktarda bağış yapmak?

Bizden alıp onlara aktarıyorsunuz.

Burada kaz olan bizleriz yani, kazız biz.

"Türgev'e zaten 31 ev almışsınız, niye direkt bağış yapmadınız?" sorusuna uygun görüp yanıt vermediniz merak ettim doğrusu nedenini.

Para sizin, kime isterseniz bağışta bulunursunuz elbette.

AKP sayesinde zengin olmuşsunuz, hızla yükselmişsiniz.

Paranız çok ve Türgev'e 31 ev aldıysanız, mesela diyorum bu 31 rakamı size biraz şey geldiyse, az demek istiyorum tabii ki.

Bu rakamı çoğaltarak, Elazığ depreminde evsiz barksız kalmış depremzedelere açıktan ev bağışlayabilirsiniz.

Depreme dayanıklı evler yaptırabilirsiniz. Ensar Vakfı'ndan daha sevaba geçer bağışınız. 

Ensar Vakfı n'aptı bu 31 evi?

Yurt yaptı.

Kime yurt yaptı?

Neyse şimdi bu kapalı bağışlarla Türk Kızılayı'ndan Ensar'a oradan Türken'e saadet zinciri gibi valla.

ABD de 21 katlı yurtlar yapılıyor, yurtsuz kalanlara manzaralı 3+1... Üç oda bir salon, güneş görüyor. Al, kira öder gibi öde faizsiz.

Ne diyorum ben yaa, 21 kat deyince kaptırdım, emlakçı sandım birden kendimi. 

Düşününce büyük bir emlak şirketi gibiler.

Arsa işi, kupon arazi işi bunlarda valla yorulmadan, hiç şikayet etmeden iyi çalışıyorlar.

Aile şirketi gibi sanki. (Baba-2)

Aktara aktara gidiyorlar.

Yani antin kuntin işlere devam.

Biz bu antin kuntin işleri öğrenene kadar atı alan Üsküdar'ı geçti.

At nerede, Üsküdar nerede, Atı kim aldı, o atın kovboyu kim? ara ki bulasın.

Yağ satarım  bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.

Saadet zinciri kurulmuş nasılsa, zincir henüz kopmamış, kopacağı da yok, kazan kazan yani.

Bari çocukça oyunumuzu hatırlatayım dostlar.

Çember kurulmuş, saflar sıklaşmış görünse de, ben söyleyeyim.

Zambak zambak dön arkana iyi bak.

Antin kuntin işleri iyi öğrenmişler.

Bunlara karşı hiç değilse arkamızı kollayalım diyorum, onlar arkalarını sağlama almışlar.

Anlayacağınız durumlar kötü, kollayalım kendimizi bunlardan.

Nolur, n'olmaz?

Yazıyı bitirmeden aklıma geldi, durun onu da anlatayım.

Araştırmacı sanatçı, şair, yazar olmayı kafama koydum

Ensar vakfı ismini nereden almış, merak edip araştırdım.

Ensar ne demek?

Efendim (!) 

Hicrette Hz Peygamberimizi ve yanındakileri Medine'de karşılayan, kucaklayan, bağırlarına basan, evlerinde ağırlayan Medine'nin ihlaslı, kutlu insanlarının adıdır Ensar.

Rivayete göre cennetle müjdelenen insanlardı onlar.

Aralarına nasıl girdi bu Lut kavminin helâk olmayan insanları aklım almıyor doğrusu.

Bu günlük bu kadar araştırma yeterli yoksa yazım uzayıp gidecek gibi ve derde kaldım gibi görünüyor  

Onu da bir sonraki yazımda kaleme alırım..

İYİ haftalar dostlar... Kalın sağlıcakla...