Amel, kaderi değiştirir mi?

Nurettin BÖLÜK

             

                Amel, kaderi değiştirir mi?

               

                Amel, bir gayeye uygun olarak yapılan her türlü çaba, gayret ve uygulamaların genel adıdır. Dinî terim olarak da genelde ibadet ve uygulamalarına amel denmekle beraber, günah-sevap içeren her türlü eylem amel kabul edilir.

                Amelde bir amaç ve şuurlu bir eylem vardır. Şuursuz (bilinçsiz) yapılan eylemler amel sayılmazlar. Buna karşı fiil dışında dilimizin söylediği, ağzımızdan çıkan sözler ameldendir.

                Fussilet suresi 33.ayet: Allah’a çağıran, salih iş yapan ve “Ben Allah’a boyun eğenlerdenim.” Diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır! Buyurmaktadır.

                Ameli imandan bir parça sayanlar vardır. Bu görüş pek kabul görmemiştir. İnsan Allah’a şirk koşmadığı sürece ne kadar büyük günah işlerse işlesin; imanlı ve mümin sayılır.  İbadet, (art niyetli değilse) imanın tezahürü dışa vurmuş halidir. İyi işler, ahlaklı davranışlar hep iyi amelleri anlatır. Dinin kabul etmediği amellere kötü veya şeytani ameller de denir.

                İbadet amelin tezahürü derken; ibadet etmeyenler, imansız veya iman etmemiş, inanmayan kişiler akla gelmesin. İman ve ibadet birbiriyle ilişkili olmakla beraber, İbadet imanın şartlarından değildir. Şeklen gösteriş için ibadet edip iman etmeyenler de vardır.

                Kur’an’daki kader inancını da ayetlerle verdikten sonra, amel- kader ilişkisini amelin kaderi değiştirip değiştiremeyeceğini irdeleyelim.

                Kader deyince aklımıza, kâinatta canlı ve cansız bütün yaratılmışların ezelde yapılan planı akla gelir. Bu planın gerçekleştirilmesine de kaza denir.

                Bu konuda Kamer suresi 49. Ayet: Biz her şeyi bir kadere göre yarattık.

                                   Tevbe suresi 51. Ayet: De ki “Allah bizim için ne yazdıysa başımıza gelecek ancak odur. O bizim Mevla’mızdır. Mü’minler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.

                Kader, takdir sözcüğü ile de ifade edilir.

                El-A’la suresi 3.ayet: “Takdirde bulunan ve hidayete sevkeden Allah’ın adını tesbih et.”

                El-Vakıa suresi 60.ayet: Aranızda ölümü biz takdir ettik ve takdirin önüne geçileceklerden değiliz.

                Kur’an’da kader ve kaza konusunda çok sayıda ayet vardır. Bu ayetlerin iniş sebebine bakmadan bazen biriyle kaderi anlatmaya çalışırsak eksik ve yanlış algılama yapmış oluruz. Yukarıda yazılan “Biz her şeyi bir kadere göre yarattık.” Ayeti, yaratmanın ve yaratılanların bir ölçü dahilinde olduğunu, gelişi güzel olmadığını ifade eder. Tabiat Kanunları dediğimiz olgularda bu ölçüleri görürüz.

                Yine Rahman suresi 7 ,8,9. Ayetlerde: “Sakın dengeyi bozup ölçüyü kaçırmayın” ikazları vardır. İnsanlık daha iyi ve huzurlu yaşamak istiyorsa, Önce Allah’ın koyduğu ölçüleri tanıyacak sonra o ölçüyü koruyup daha iyi yaşamanın yollarını arayacak.

                Mesela: Bir ölçü dahilinde yaratılan yeşili, suyu, havadaki gaz oranların korunmasının yollarını arayacak ki uzun ve sağlıklı yaşasın.

                Kader anlayışı insanlığın başlangıcından beri sürekli tartışılır olmuştur. İnsanlık bir ortak noktada anlaşamadığı gibi, Allah’ın indirdiği dinin kader konusundaki buyruklarını çok farklı şekilde anlamalar sürüp gitmektedir.

                Öyle ki insanların kendi aklı, vicdanı, iradesiyle yaptığı fiillerin, (amellerin) failinin (yaptıranın) Allah olduğunu ileri sürenlerin sayısı az değildir. Allah’ın fiilleriyle kulun fiilleri arasındaki ilişki Kur’an’da birçok ayette net olarak belirtilmesine rağmen, kulun yaptığı bütün fiillerin (amelin) Allah yaptırdığına inanan çoğunluk vardır. Halbuki şu ayetler gayet açık şekilde kulun fiillerini kendi iradesiyle yaptığını belirtmektedir.

                Şura suresi 30.ayet: Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.

                Nisa suresi 79.ayet: Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir…

                Ayetler gayet açık. Allah İnsanları, bağımsız fiil yapacak; akıl, irade gücüyle yaratmıştır. Bundan dolayı da yaptığı fiillerinden sorumlu tutmuştur. Dileyen salih ameller işler, dileyen zararlı eylemlerde bulunur. Dileyen inanır, emir yasaklara uyar. Dileyen inanmaz emir ve yasaklara da uymaz. Herkes ahirette yaptığının karşılığını cennet veya cehennem olarak görecektir.

                Allah kendine inanan kullarına, inanmayanlara göre farklı fiiller gerçekleştirmelerine yardımcı olur. Allah iman edip, buyruklarına uyanlara hidayet verir, inanmayı sevdirir inkârı ve günah işlemeyi çirkin gösterir. İbadet kişiyi Allah’a yaklaştırdığı içinde; yanlışlıklardan uzak kalır. İyi fiiller, salih ameller, dualar, iyi kaderi doğurur. Kimsenin doğuştan kaderinin yönü belli değildir. Kaderin yönünü kişi kendi belirler. Allah iyi yönde gidene yardımcı olurken, farklı yönü seçenlere müdahale etmez. Burada bir zulüm görünüyorsa da bu zulmü Allah vermez. Yolunu yanlış yönde seçen, kendine zulmetmiş olur.

                Burada anlatıldığı gibi Allah’ın ilmi, bilgisi, insanların şahsi iradesiyle yaptıklarını görmesi bilmesi, kayıt altına aldırması, yaratma sıfatını ortadan kaldırmaz. Fiilleri yaratan Allah, kullanma şeklini cüzi iradesiyle seçen ise kuldur.

                Özetle: Ameller, iyi veya kötü yönde kaderin yolunu tayin eder. İnsanlar ezelde yazıldığı için cennete veya cehenneme gitmez. İnsan robot değildir. Aklı, iradesi, vicdanı, düşünme ve yargı yeteneği olan varlıktır.

                Allah, yarattıklarının fiillerini bilir. Bilmesi yönlendirmesi anlamına gelmez. Bilmese Allah olmaz.

                Selam ve dua ile

 

                Nurettin Bölük 14.09.2026