1. YAZARLAR

  2. Halil ÖZAYDIN

  3. Paranın kıtlığı
Halil ÖZAYDIN

Halil ÖZAYDIN

Ortakses
Yazarın Tüm Yazıları >

Paranın kıtlığı

A+A-

"Para nedir?" sorusunu durup dururken kendinize sordunuz mu! Ya da hiç olmadık bir zamanda bu soruyu cevap aradınız mı? Hani ihtiyaçtan, keyfi kederden. Varsa saymak, zaman geçirmek, yoksa da hayal kurmak bile iyi gelir ya insana. İşte öylesine hikayelerin ironisinde mutlu olmayı denediniz mi? Ya da parayla saadet olur mu sorusuna ne dersiniz...! Bana sorarsanız, belki de 'olmaz' derim fakat 'onsuz da olmuyor’u eklerim.

Hakkında şarkılar bestelenmiş, romanları yazılmış, yokluğunda isyanlar, iflaslar yaşanmış, çok sevilen ve şimdilerde ulaşmaya çalıştığımız dünyanın başrol oyuncusu paranın, tarihsel hikayesi serüvenlerle doludur. Biz ona halk diliyle sahip olabileceğimiz ya da kazanılması gereken bir meta olduğunu zannetsek de para, tarih yazan büyük aktördür. Sadece paranın hikayesi bile dünya tarihinin bir özetidir. Para hayatımızın her alanına dokunan, müdahale eden, varlığı avutan, yokluğu kaderciliğe isyan ettiren, beşerî gerçekleri sonuçlarıyla dayatabilen ve kabul ettiren tarihsel güçtür. Toplumların ve insanların hayatına damga vurmanın ötesinde para, onlara sahip olan, rol dağıtan ve harcanabilirsiniz sözlerinin kaynağıdır.

Konu para olunca Napolyon’a es geçmek olmaz. Ne söylediğini ve söylemek istediğini elbette bilirsiniz. Napolyon üç kelime ile parayı özetlemiş, simgeleştirmiş ve dünya dillerinin kullanıma bırakmıştır. Kazanmanın sonu var mı bilmiyorum ama Napolyon’un paraya doymadan göçüp gittiği malum.

Para, yokluğunda fazlaca hissedilen, kıymeti anlaşılan, hayat memat meselesine dönüşebilen güçlü ve derin eksiklik, yoksunluktur. Kimine göre varlığı, kimine de yokluğu dert olan bir mal. Diğer yanıyla da kişilerin ve toplumların ihtiyacına göre değer bulan değişim, tasarruf ve politika aracıdır. Para ve para. Yine de 'para' diyen hallerimiz. Hayallerimiz parayla neşe bulur ya da onda tutuklu kalır. Fakirliğin ve zenginliğin ölçüsü, kıyak hallerin gücü, çekinceli durumların dokunaklı masumiyeti, çaresiz hallerin dermanı para. 'Paran kadar konuş’la sonlanan öfkeli hallerimize dek, baktığımız her yerde, vardığımız her noktada para. İnsanlar ve para, birbirine takip eden ayrılmaz, biri diğerinin vazgeçilmezi... İkilisi...!

Bir de "Para parra parrra...!' adlı şarkımız var. ‘Varlığı bir dert yokluğu yara’ vurgusu olan... Harika sözleri, bir ustanın kaleminden döküldüğü öylesine belli ki defalarca okuyabilirsiniz. Her okuyuşta paranın bir başka özetini görürsünüz. Mısralarındaki çağrışımlarıyla güçlü, felsefi anlamını ve güncelliğini zamandan bağımsız korumaya devam ediyor.

Parayı bulan ilk uygarlıktan da bahsetmeden geçmeyelim. Parayı bulan ilk uygarlık olarak tarihe geçen Lidyalılar, M.Ö 7. Yüzyılda Anadolu’da yaşamıştır. Yani paranın ortaya çıktığı yer şu an bizim üzerinde yaşadığımız topraklardır. Para icat edildiğinden bu yana uğruna mücadele edilen, macera dolu başkaca değerli bir mal olmamıştır. Kefenin cebi olmasa da hakkında söylenen deyimler ve atasözleri paranın insanoğluna ne çok meşgul ettiğini gösteriyor. Dikkat etmişsinizdir paradan bir mal veya meta olarak bahsediyorum. Paranın tüccarı banka ve şirketlerin bilanço hesaplarında para, faaliyetlerinin ana kaynağıdır. Alım satıma konu yegâne mallarıdır.

Ekonomi biliminin temel araçlarından olan para, takas ekonomisinden mübadele ekonomisine geçişi sağlamıştır. Para, diğer piyasa malların da olduğu gibi kıt ve bol miktarlı piyasaları vardır. Paranın bol olması değerli olduğu anlamını taşımaz. Değersiz para, mal ve hizmetlerin fiyatlarını kışkırtır. Ekonominin kötü gittiği süreçlerde paraya sahip olmak da güçleşir. Daha net bir ifadeyle, insanların kazançları ve toplumların artı değerleri, ihtiyaçlarını alabilecek yeterli parayı bulamıyorsa paranın kıtlığı var demektir. Kıtlık denince sadece uzun süreli gıda darlığı anlaşılmamalıdır. Kıtlık genel anlamda, gereksinime yetmeyecek derece de azlık, zor bulunma, ihtiyacı karşılayamama olarak tarif edilir. Para bağlamında düşünürsek, insanların temel gereksinimlerini karşılayabilmesi için elde etmek zorunda olduğu parayı bulamaması, çok azını bulabilmesidir. Hatta çok zor bulmasıdır.

Ekonomi biliminin temel amacı kıt kaynakların değerlendirilmesi üzerinedir. Ekonominin en canlı, akışkan aracı da paradır. Para basit şekliyle rantabl, yani gelir getiren, kar sağlayan, verimli ve getirili bir değişim aracıdır. Kıtlığı, diğer ihtiyaç maddelerinin kıtlığını benzemez. Etkisi çok keskin ve soğuktur. Toplumun ekonomisini ve yaşamını dondurur. Mübadele ekonomisinde bütün kıtlıkların temeli olma potansiyeli vardır. Bir toplumda kişiler paraya ulaşamıyorsa ya da ulaşabildiği para değersiz ve dolayısıyla bereketsiz ise alınamayan ihtiyaç mallar için kıtlık, insanlar için yoksulluk baş göstermiş demektir. Halk dilinde buna "kıt-kanaat geçinme" denir.

Ekonomi uzmanları ve kitabını yazanlar başka makamlardan ruhuna hicran nağmeleri okuyabilirler ancak şimdilerde değişmeyen tek şey market raflarında ve vitrinlerde bulunsa da alınamayan mallar, erişilemeyen fiyatlardır. Her türlü mala erişilebilir lakin fiyatlara erişilemiyor ise en açık ifadeyle o malları alamayanlar için kıtlıktır. Ekonomiden anlayan ve anlamayan içinde bu böyledir. Köşeli parantez içi laflarını, diyagonal (köşegen), agnostik içerikli ekonomik terimleri bir kenara bırakıp, yaşanan parasal krizleri akademik terimlerle süslemeye, sükse yapmaya gerek yok. Kıssadan hisse...

Enflasyonist dönemlerde para değer anlamında yetersizdir ve bu yetersizlik olumsuz yönde devam eder. Ve alım satıma konu mal ve hizmet fiyatları, alanlar için pahalı, satanlar için de ucuzdur. Enflasyonun sebebi başta üretimsizlik olmak üzere programsız, öngörüsüz ekonomik modellerdir. Nasrettin Hoca’nın "ya tutarsa" diye göle maya çalması gibi her altı ayda bir tercih edilen ve denemesi bedava imişcesine uygulanan ekonomik modellerin tutmayan mayası ve gelir adaletsizliğidir. Fiyatların da yükselişe doğru ivme kazanmasına sebep olmuştur.

Paranın kendi kuralları vardır. Para, bu kurallarına çok bağlıdır. Güvenmediği bünyelerde ürkek ve kuralsız misafir moduna geçer ve terk etmesi, çekip gitmesi kolay olur. Gidişi sessizdir fakat sonuçları gürültülüdür. Aklın oluşturduğu dünya parasal düzeninde, yaşanan olguları ve sonuçları aynı şekilde beşerî bir akılla karşılık vermez iseniz kaybedersiniz. Paranın düzeninde hesapsız kurallar ve gelecek programlarında hesaba katılmayan riskleri göremezsiniz.

Gıda kıtlığı dahil bütün kıtlıkların temelinde, para politikaların olumsuz etkileri, hesapsızlığın ve tükenmişliğin sonucu oluşan enflasyonist değer yitimleri vardır. Bir ülkede kıtlık yaşandığında kıtlık rantı da hazır beklemede olur. Temennim bizim ülkemizde olmaz! Kıtlık anlayışına her toplumun kendine has farklı yaklaşımları, reaksiyonları, önlem alma yöntemleri olur. Ülkemizde de halkın devlete olan güven eşiğine ters orantılı ve geleneksel tavırla oluşturduğu yastık altı birikimlerinin temel gerekçesi tam da budur. Yaşanması ihtimal dahilinde olabilecek ekonomik kriz, salgın hastalık, savaşlar ve sair kötü günlerin neden olacağı kıtlıkların karşılığıdır. Son cüretler için yedekte tutulan bu değerler insanlar için çok ama çok önemlidir. Çünkü, alternatif güç sahibi olmak az da olsa güven ve rahatlık sağlar.

Umarım kaygısız yaşarsınız.  

Sevgilerimle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum