1. YAZARLAR

  2. Duygu SUCUKA

  3. Kuş uçmaz kervan geçmez ama onlar geçer...
Duygu SUCUKA

Duygu SUCUKA

Yazarın Tüm Yazıları >

Kuş uçmaz kervan geçmez ama onlar geçer...

A+A-

(Bolkarlar'da bir Yörük çadırı ziyareti)

Ben Toroslar'ın masumiyetini, verimliliğini, güzelliğini, zenginliğini, pınarlarını, yeşil yaylalarını, Yörük obalarını, yaşam doluluğunu, heybetli tepelerini, yüksek zirvelerini, kısaca dostluğunu seviyorum

Bu dağlara ilk çıktığımda, buradaki Yörükler'le ilk tanıştığımda yazdığım yazı başlığı “Kartalların bile yuva yapmadığı yere onlar yuva yapmışlar” idi. Bu yazıyı da yakın manada işlemeye çalışacağım.

Türkiye’nin güneyini doğudan batıya kaplayan bu dağlar tüm övgüleri hak edecek kadar muhteşemler. Dağ deyip geçmemek lazım, öyle verimli topraklara sahip ki, düzlükleri, vadileri, engebeli yükseltileri potansiyel fışkırıyor. Tüm bunların dışında, bağrına bastığı Yörük ailelerine yurt olmuş, oba olmuş, mera olmuş, yayla olmuş.

Toros Dağlarının, Niğde’nin Ulukışla ilçesi ile Mersin’in Çamlıyayla ilçesi arasında uzanan kısmıdır Bolkar Dağları. Bugünkü yazımın konusu bu dağların özelliği üzerinde durmak değil, bu dağların üzerinde hayat süren Yörükler'dir. Burada sadece dikkatimi çeken bir detayı vermek istiyorum; Vipera Bugardaghica adındaki zehirli engerek türü dünyada sadece bu dağda yaşamakta imiş.

27 Temmuz 2019 günü, Bolkar dağlarının zirvelerine ikinci kez çıktık. Birinci çıkışımız bundan tam iki sene önce, 5 Ağustos 2017 tarihindeydi. O günden bugüne değişen tek şey, Yörüklerin kullandığı, zirvedeki yaylalara çıkan ürkütücü yollar biraz elden geçirilmiş, düzeltilmiş. Ancak düzeltilse de o zirvelere, üç bin rakımlı yaylalara taş-toprak yollardan çıkmak hiç de kolay değil. Başlıkta da dediğim gibi kuş uçmaz kervan geçmez bu yerlerden ancak Yörükler geçer. Çünkü onlar yaban hayatı benimsemişler, doğayla iç içeler. Aşamayacakları yol, gidemeyecekleri mesafe, kalamayacakları dağ yoktur.

Bolkar Dağları’nın zirvelerine geldiğiniz zaman şaşırtıcı düzlükler, keven otuyla kaplı yemyeşil yaylalar ve o yaylalar üzerinde Yörük çadırları çıkar karşınıza. Bir anda tarih kitaplarındaki eski Türk yurtları gelir gözünüzün önüne. Çok geniş düz yaylada kurulmuş birçok çadır, koyun-keçi sürüleri, atları, çoban köpekleri, horozları-tavukları çıkar karşınıza. O eski tarihsel görüntülerden farklı olarak bir de traktörleri durur çadırların yanı başında. İşte 27 Temmuz 2019 günü gittiğimiz, Bolkar Dağlarının önemli Yörük mekânlarından birisi olan Yazıgöl yaylası böyle bir tablo çiziyordu karşımızda. Ve buradaki Yörükler de tarih kitaplarındaki Türkler gibiydiler. Belki de doğada, yükseklerde, güneşin altında, hayvanlarıyla, kendi kendine yeterek yaşamak fiziksel benzerliğin önemli kriterleri idi.

Bu defaki Yörük ziyaretimiz biraz daha özel mahiyette olduğundan Yazıgöl yaylasında konaklayan bir Yörük ailesine misafir olduk. Koyun besleyen bir Yörük hanesindeyiz. Misafirperverlikleri bizi mest ediyor. Hava buz gibi ve çadırın içinde kurulu olan soba bir an içimizi ısıtıyor. Söylediklerine göre, bir önceki sabah kırağı varmış. Çevredeki yükseltilerin üzerinde erimemiş kar kütleleri dikkat çekiyor. Çadır sohbetimiz bu defa daha öncekilerden çok daha uzun sürdü. Demli çaylar, leziz kavurma, tadına doyulmayan koyun yoğurdu, bir söz etmeden geçersem gönül koyarlar. Sohbet esnasında, burada yaşayan Yörüklerin temel sorunları her zamanki gibi ana başlıklardı.

Evin hanımı bizi görür görmez sağlıkta hizmete erişim sorununa değinmek istemişti. “Sizi geçen seferki gelişinizden hatırlıyorum, gazeteciydiniz değil mi, şu ilerideki çadırda toplantı yapmıştınız” diyerek geldi yanıma. Bir önceki gelişimizde çadırında toplantı yaptığımız Yörük Ramazan’ın eşi 20 gün önce bu yaylada kalp krizi geçirerek vefat etmiş. Obanın en iyi insanlarından birisi diye anlatılan Ramazan’a başsağlığı diliyoruz öncelikle. Ve bugün konuk olduğumuz hanede evin hanımını dinliyoruz. “Komşumuz kalp krizi geçirdiğinde ambulans istedik. Ambulans istemek için buradan telefonlar çekmediğinden aşağı seviyelere indik ve telefon çeken yerden konuştuk. Ambulans oraya çıkmaz dediler. Böyle durumlarda devletin bize ulaşabilmesinin yolları olmalı. Ambulans gelemiyorsa helikopter göndersin, bunu istediği yerde, istediği zaman yapıyor devlet. Bizim hiç mi önemimiz yok? Sağlık ekibi gelseydi belki kadıncağız ölmeyecekti."

Sonra evin beyini dinliyoruz. “Ormancıyı Yörüğün olduğu yere göndermesinler. Yörüğün olduğu yere orman dikmeyle uğraşmasın devlet, onları orman yapılması gerekli yerlere göndersin. Burada biz besicilik yapıyorsak ormancıyla sorun yaşamayalım, bıraksınlar hayvanımızı besleyelim” diyor. Son derece önemli bir öneride bulunuyor aslında. Devlet tarım, orman ve hayvancılığı çok iyi ve bilinçli planlarsa Yörükle devlet arasında sorun kalmaz.

Bu yaylada iki sene önce geldiğimizde de değinilen bir konu vardı ve bugün de konuşuldu. Arka yamaçlardan gelen Karaman, Ereğli Yörükleri, buradaki Yörüklerin bu meraları kullanmalarını kısıtlıyormuş. Bir plansızlık söz konusu olmalı. Meralar devlet tarafından planlanır, Yörüklerin göç yolları ve yaylaları belli bir programa dahil edilirse bu sorunlar yaşanmaz. Çünkü bu platolarda bizim gördüğümüz çok geniş meralar var. Bu meraların hepsi kullanılmıyor. Yemyeşil otlaklar birçok yerde bomboş duruyor. Bilhassa Niğde sınırları içinde kaldığını tahmin ettiğimiz alanlar çok boş ve değerlendirilse ne iyi olur. Boş olmasının nedeni mera kirasına dayanıyor olmalı. Çamlıyayla Yörükleri diye bilinen ve Karakoyunlu olduğunu söyleyen bu Yörüklerin bu yaylaları kullanma süreleri yaklaşık iki ay. Kar ancak Mayıs-Haziran aylarında kalkıyor ve o zaman gelebiliyorlar. En geç Ağustos ortalarında buradan ayrılmak durumunda kalıyorlar çünkü otlaklar sararıyor.

Şimdiye kadarki birçok Yörük toplantımızda karşımıza gelen bir husus var. AFGAN çobanlar. Yörük olarak kendi kültürünü yaşayanların dışında yayla besiciliği yapmak amaçlı hayvancılığa yönelenlerin bilhassa Afgan çoban tuttuğu söyleniyor. Yörüklerin yaşadıkları sorunların onları bıktırması ve bu yaşamdan git gide vazgeçmeleri söz konusu olursa, bir gün yerli çobanlarımızın yerini Afgan çobanlar alabilir. Zira Türkiye çok yoğun bir mülteci akını altında ve bu mülteciler en çok Suriyeli, Afgan, Özbek ve diğer bazı ülkelerin vatandaşları. Gelen mültecilerin Türkiye’de iş bulmak gibi kaygıları var elbette. Çobanlık Afganlar için iyi bir iş kapısı olmuş anlaşılan.

Yörüğün en önemli sorunlarından birisi mera konusudur. Mera kirası olmayan Yörük yaylaya çıkamıyor. Otlaklar, yaylalar, meralar devletin sorumluluğunda ama birtakım güç sahibi çevreler, kişiler bugüne kadar bundan hep faydalanmışlar. Şimdilerde ise mera kirası, yakın zaman önce çıkarılan bir kanunla mera birliklerine ödenir olmuş. Bunun da ne kadar doğru olduğunun sorgulanması, uygulamanın nasıl gittiğinin irdelenmesi, doğru işleyip işlemediği devletin takip ve sorumluluğunda olursa vatandaşın mağduriyeti azalır... Mera birlikleri sonuçta birer sivil toplum örgütüdür ve Türkiye’de sivil toplum örgütleri henüz istenilen çizgide değildir. Meraların değerlendirilmesi hep sıkıntılı olduğundan zaman zaman daha iyi işletme yolları aranıyor olabilir. Gene de devletten cüzi miktarlarla kiralansa ve belli işletme planına göre hareket edilse en adil yol seçilmiş olur.

Kuş uçmaz kervan geçmez yerlerden bu ülkenin Yörükleri geçiyorsa eğer devlet o Yörüklere sahip çıkmakla iyi bir iş yapmış olacaktır. Onların sorunlarını yaza yaza benim mürekkebim tükendi. Her şeye rağmen onlar adına arzu edilen gelişmeleri görmek umuduyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.