1. YAZARLAR

  2. Neşe DİLEKÇİOĞLU

  3. Geççek geççek bu günler de geççek
Neşe DİLEKÇİOĞLU

Neşe DİLEKÇİOĞLU

TRT THM Sanatçısı
Yazarın Tüm Yazıları >

Geççek geççek bu günler de geççek

A+A-

Baştan beri üzerimizde oyun oynandığı, aklımızla dalga geçildiği fikrine neden kapılıyorum?

Sanırım herşeyin başında bizi Avrupa'yla kıyaslayarak oradan daha ucuz elektrik ve doğalgaz kullanmamızın iktidarın büyük bir özverisi olduğu, onların bizi kıskanmasının nedenini anlayamıyor olmamız, bizim asgari ücretle onların yaşam standartlarının asla bir olmayışı, asgari ücretle bizden fedakarlık beklenmesi, gelen fahiş faturaları elektrik şirketlerinin önünde yaktığımız gibi beynimizi yakıyor bu durum...

"Askıda ekmek"ten yatay geçiş olarak, akıl sır erdiremediğimiz yastık altı altın ve dolar beklentisi. Sanki kalmış gibi gözleri milletin evinin yatak odasındaki yastığının altında.

Millet "tepeden izleniyoruz" korkusuyla yastığın altından bir çıkın yaparak koynuna sakladı tıpkı anneannem gibi kilitli iğne ile...

Halkın bu gidişata ses yükseltmesinin de karşılığını bulmuşlar.

Dış güçler...

Her nedense bu dış güçler iç güçlerle barışık, birbirinin tamamlayıcısı "Güçlerin birliği" gibi. 

Çünkü ülkede iyi giden bir şey olursa hemen; "Daha napalım gözünüze dizinize dursun. Yol yaptık geçiş garantili köprüler yaptık, hasta garantili hastaneler yaptık...

Garantili garantili yaptık da yaptık.

Ama dolara, elektriğe, doğalgaza, benzine, gıda maddelerine biz zam yapmadık.

Onu şey ettiler, yani dış güçler yaptı, bizle alakası yok." 

Zamları iktidar da yapmadı Devlet de!

Eee kim yaptı o zaman?

Ülkeyi dış güçler mi yönetiyor?

Bir filmde izlemiştim, muhtar yeniden seçilemeyince halkı köy meydanına toplayarak kürsüden sesleniyordu:

"Eyyy ahaliii  gözünüze dizinize dursun emi. Eskiden hacetinizi dışarıda, neredeyse köyün ortasına yapıyordunuz.

Helâyı ağzınızın içine yaptık yaranamadık, daha napaaak..."

Ama şöyle de bir şey var gözlemlediğim, halk kendine yakın olana değil, tepeden bakarak kendini küçültene, aşağılayana yöneliyor.

Bunu görüyoruz.

Her şeye rağmen naparlarsa yapsınlar, aç da kalsalar, aşağılansalar da, algı yönetimiyle, bir fileye, bir torba odun kömürü kanarak yönlendirilen, yönetilen bir kitleleri var.

"Herşeye sabredersek düzelir, Allah verir, bir gün kader bize de güler" diyen ve kendini kandıran insanları bir daha kandırmaya gerek de yoktur aslında.

Zaten suçlu aramaz.

Yani insan aklı bazen kendi celladına aşık olabilir, ipini çekmedikleri müddetçe.

Bazen de deneme-yanılma mantığı ile denemedikleri parti kalmaz.

"Yok o değil, bu da olmadı, şu olabilir mi?"

Bir türlü halktan yana parti bulamazlar!

Çünkü seçilince her parti patronlardan yana tavır alır.

Halktan yana hiç bir öneri geçmez kendi seçtikleri vekillerden ve Meclis'ten. 

Yine de yıllarca muhalif bırakır da, kendisine en yakın olanı seçmezler her nedense?

Nasrettin Hoca misali göle maya çalmaktır bu aslında; ya tutarsa! 

Oysa gölü de çaldılar gökyüzünü de...

Son zamanlarda göl de kalmayınca halkın üzerinde Nasrettin Hoca gibi ekonomik maya çalıyorlar.

Çin modeli!

"Dikkat dikkat! Bir takım deneyler için denekler aranıyor" deseler, "iş buldum" diyerek hurraaa koşacak bir sürü  insan var bu kesin...

Çin tuttuğunu yiyince bundan vazgeçtiler.

Türk milletinin midesine uygun değildi...

Hâlâ ekonomik denekleriz hepimiz.

Bakıyorlar asgari ücret açlık sınırının altında, gece neredeyse ölüme yatmak gibi yarı aç yarı tok yaşıyoruz.

Bu ücretçikle nasıl yaşayabildiğimizi merak ediyor, bizi denek haline getiriyorlar...

Misal; pazarda fiyatlara bakıp tane işi alan teyze ile röportaj yapıyorlar, "patlıcan kaça?" teyze diye soruyor muhabir.
"Oğlum patlıcan alınca kıyma da almak gerekir. Ya oturtma, ya da karnıyarık yapmak için.

Eee kıymanın kilosu olmuş sana 120 tl patlıcan alsam n'olcak ki?

Biz yedi kişilik bir aileyiz, var sen hesapla.

Almadım tabii"

"O kaça, bu kaç lira olmuş, bak yaaa" derken, teyze filesini dolduramadan evine dönüyor.

Evde tencerede ne kaynıyor Allah bilir.

Marketler farklı mı peki?

Neredeee?

Neredeyse her gün ellerinde etiket, nereden haber alıyorlarsa market çalışanları, tam elimi uzatıyorum alacağım "Bir dakika hanımefendi, onun yeni etiketini yapıştırayım da sonra alırsınız" diyor.

İndirim sanıyor saf saf seviniyorum.

Vaay anasına.

"Neyi alıyoruz yaa, bu ne? Böyle etiket mi olur?", diyorum hemen atlıyor. "Hanımefendi çok doğru söylüyorsunuz etiket fiyatları da arttı, yetişemiyoruz valla. Tak yapıştır, çıkar yenisini yapıştır zorlanıyoruz."

Bir fiyat etiketine bakıyorum bir kıza.

Elim şeyimde böğrümde çıkıyorum marketten.

İç sesimle; "Belki indirim yaparlar takip ederim gününü" diyorum.

Eee emekliyiz, tabii düşüneceğiz, ay sonuna daha çok var.

Başkan'ın dediği gibi; sabretmeliyiz...

Bu kez ikinci denekliğimiz elektrik, doğalgaz fiyatları oluyor.

Asgari ücret kadar fatura mı olur laaan?

Oluyor işte.

Sessizce sabrediyoruz, sınanıyoruz diyerekten battaniyeleri tepeleme üstümüze düzerek, doğalgazımızı Karadeniz'den 2023'de çıkarana dek sessizce susuyoruz.

Elektrik özel şirketlerin elinde olunca bir güzel onlar da koyuyorlar, fiyatlara geçiriyorlar zamcık güncellemelerini.

Zaten "koyacağız" demişlerdi de inanmamıştık, şimdi de sayaçlara koyuyorlar. 

Ve fakat "indirdik" diyerek her yeni faturada yeniden koyuyorlar arkadaş

Elbette sabrediyoruz susarak, sınanıyoruz çünkü.

Denek olmak kolay değil kimimiz elektrikler kesilince donuyoruz. 

Kimimiz faturaları görünce şaşkınlıktan donuyoruz...

Öylece bir türkü tutturuyoruz denekler olarak:

"Yanıyor mu yeşil köşkün lambası yaaar.
Hiç dinlemiyor şu gönlümün sızısı yaar"

Valla elektrik faturası fazla gelmesin diye kapattığım klima yüzünden, dizimin sızısı dinmiyor sabaha kadar...

Bizleri deneye deneye bitiremediler, ölmedik.

Önce millet olma özelliğimizden; Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün her yerden büstlerini heykellerini kaldırarak başladılar. 

Sonra her sene resmi bayramlarda merasimleri kaldırdılar, ne hikmetse Anıtkabir'e gitmemek için hep hasta oldular.
Yetmedi T.C yi, yetmedi her yerden Atatürk'ün veciz sözü "Ne mutlu Türküm diyene" tabelalarını kaldırdılar.

Türk milletinin sabrını ölçtüler.

Halk Ata'sına sahip çıkınca resmi bayramlarda resmi kurumlara yanlışlık olmuş diyerek Atatürk'ün posterlerini intikam alır gibi başaşağı astılar.

"Bir şey denedik, aslında biz milliyetçiyiz" dediler. "Milliyetçiliği ayaklarımız altına aldık" sözlerini, dahası "Üç beş kelle için Meclis mi açılır?" sözlerini unuttuk sandılar...

"Keşke Yunan kazansaydı" diyen mısır püskülünü hastanede ziyaretine gittiler.

Sonunda öldü; ülkenin tüm işgalcileri topluca cenazesinde boy gösterdiler.

Üzerimizde her şeyi, her şeyi denediler.

Ekonomik denekleriz.

Ama bir şekilde direndik nasılsa ölmedik.

Göle maya çaldılar "ya tutarsa" diye, ama tutmadı.

Bu ülkeyi yokluktan var eden Ata'mızın veciz sözü "Geldikleri gibi gidecekler" hiç şüphesiz.

Tutmadı.

Mayamız sağlam.

Bu gün yüreğime şu serptti halkın sanatçısı cesur yürek Tarkan...

"Geçecek geçecek elbet bu da geçecek 
Gör bak umudun gününü gün etcek
Ohhh ohh zilleri takip oynayacağız o zaman.
O çiçekten günler çok yakın inan"

Tarkan'ın tabii  dedesinin kardeşi Cihat Fethi Tevetoğlu Türkçü yazar Nihal Adsız'ın arkadaşı. Aile Rizeli. 1944'de Türkçülük'ten tutuklu.

Ayrıca Türk Ocakları Başkanlığı da yapmış. Hem milletvekili hem senatör...

Dedesi Gazi Üsteğmen Ali Dursun Tevetoğlu istiklal savaşı gazisi...

Eeee torunu da elbette aydın bir cumhuriyetçi olur, Türk Milletine cesaret ve umut aşılar.

Geçecek geçecek elbet bu da geççek...

Umutla bekliyoruz sevgili Tarkan.

Valla kim ne derse desin zilleri takip orta yerde birlikte oynayalım inşallah...

Sana söz...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum