1. YAZARLAR

  2. Zeynel KOZANOĞLU

  3. Bir Aşık Mahzuni Şerif vardı...
Zeynel KOZANOĞLU

Zeynel KOZANOĞLU

Ortak Ses
Yazarın Tüm Yazıları >

Bir Aşık Mahzuni Şerif vardı...

A+A-

 


Aşık Mahzuni Şerif vardı, hatırlayınız. Mahzuni henüz şöhretin basamaklarından uzak iken kendisiyle röportaj yapmıştım. Çalıştığım gazetede iki bölüm olarak yayınlanan bu yazımı bir harfine bile dokunmadan olduğu gibi okurlarımıza sunmak istedim.

 

Yazı uzun ama dileyen dinlene dinlene okur diye düşündüm, teşekkürler. ZK/

 

  1. Yazı / Tarih 19 Şubat 1963

 

Burası Ankara

 

Halden hale kaldım onbeş çağında

Mahzuni yan yatar sazı perişan

 

Yürü zalim dünya senden usandım

 

Zeynel Kozanoğlu

Aşık Mahzuni şimdi Isparta’da asker. Onunla asker olmadan konuşmuştuk. Aşık Mahzuni’nin memleketi de Maraş. 1943 yılında Afşin’in Peçenek köyünde dünyaya gelmiş. Aşık Mahzuni bugün tam yirmisinde, filiz gibi bir delikanlı. Orta halli bir çiftçi ailesinin çocuğu aşık Mahzuni.

Mahzuni’nin öteki aşıklara benzemeyen bir yönü var: Tahsilli bir aşık bu. Orta dereceli bir okul bitirmiş. Konuşması çok güzel. Diyor ki:

 

-“Yedi yaşında şiir yazma duygusuna eğildim. Çok sonraları geçmiş aşıkların eserleriyle uğraştım. Daha çok tasavvufçular beni cezbetti. Bizim köyde bir kaç aşık vardır. Şiirin ilk basamağında gözümü bu halk şiiri tarzına açtım.”

 

Aşık Mahzuni’nin dert hoşuna gidiyormuş. Şiirlerinden birinde bunu açık açık belirtmiş. Bu şiirinde diyor ki:

“Korkarım ki şu sevdanın közünden

Yanamazsın deli gönül vay sana.”

Anlıyorsunuz ya. Gönlünün bu sevdanın közünden ya da közüyle yanamayacağı endişesi içindedir aşık. Yanmak istiyor: Doya doya yanmak.. Şiir şöyle devam ediyor:

“Farkı büyük ariflerin sözünden

Anlamazsın deli gönül vay sana”

Gönlüyle alay ediyor. Gönlünü bir iple, kuyuya inerken düşünüyor. Bu kısa “ipinen” bu kuyuya inemeyeceğini söylüyor:

“Bildiğim bir can var, canandır canan

Bir daha yanar mı sevdaya yanan

Bu kuyuya sen bu kısa ipinen

İnemezsin deli gönül vay sana.”

Mahzuni şiirini ömrünün kara akşam’a döndüğünden söz ederek bitiriyor:

“Boyandı Mahzuni dert ile gama

Çevirdin ömrümü kara akşama

Delisin, sersemsin, ahmaksın ama

Bunamazsın deli gönül vay sana.”

Aşık Mahzuni’nin asıl adı Şerif. “Benim en büyük özelliğim irticali olarak şiir söyleyebilmektir,” diyor. Şiiri yazmadan, meydana getirmeye gayret sarfetmeden, bayağı ezber etmiş olduğu bir şiiri okur gibi söyleyebilirmiş. Aşık Mahzuni yalnız kendisini beğenen insanlardan değil.. İrticalen şiir söyleyebilen ne kadar halk şairi varsa hepsinin adlarını birer birer saydı: Davut Sulari, Aşık Dursun Ceylani, Erzurumlu Aşık Şinasi, Nevşehirli Nuri, Maraşlı Yedi Aşıklar..

Aşık Mahzuni Okuldayken yaz tatillerini memleket memleket gezmekle geçirirmiş. Aşık Mahzuni’nin çok güzel ve gerçekten kuvvetli şiirlerinden biri de şu:

“Uyan çoban uyan sürüde kurt var

Mor koyun yaralı, kuzu perişan

Şakiler dönüyor, iniyor dağlar

Mecnun çöle dargın, yazı perişan

Canavar bürünmüş kuzu postuna

Katılmış sürüye canlar kastına

Hekim defterini çekmiş destine

Ciğer parça parça sızı perişan

Gemiler delinmiş yelkenli berbat

Zehire gark olmuş misk ile şerbet

Deme ki cihanın ağası rahat

Bazan dalgın gezer, bazı perişan

Yabancılar gezer sevda bağında

Ferhat dolaşmıyor Şirin dağında

Halden hale kaldım onbeş çağında

Mahzuni yan yatar sazı perişan..”

Aşık Mahzuni Ankara’da bir yabancı genç kızla tanışmış. Bu kızı sevdiğinden dolayı bu sevgilisi şimdi Aşık Mahzuni’nin eşidir: Yani bu genç Aşık’ımız sevgilisine kavuşmuştur, ama onun aşkı sönmemiştir. Mahzuni’nin bu genç İtalyan kızını sevdiği sıralarda yazdığı bir şiir var:

“Sevda illerine seyyar varalı

Döktüm yaprağımı çınar halinde

Bir Katolik yare meyil vereli

Gözlerimin yaşı pınar halinde”

Aşık Mahzuni, hayatının en güzel satırlarını belki bu şiirin içinde söylemiştir:

“Rüzgarımda felek esti hız ile

Yemeğimde zehir yedim haz ile

Derunuma ateş düştü köz ile

Derbeder dolaştım yanar halinde”

Aşık Mahzuni başına gelenlerin hepsini şu kıtanın içinde anlatmaktadır:

“Bir çiçek koklayıp bahçemden oldum

Maksuda ermeden maksadı böldüm

Ben canlı cesedim isteksiz öldüm

Baş taşıma baykuş konar halinde”

Dertlilerden söz ediyor Aşık. Sonra bu dertleri yüzünden baba ocağından olduğunu söylüyor:

“Dertli bilir dert çekenin derdini

Felek sever insanların kurdunu

Virana çevirdim baba yurdunu

Beşikteki dahi kınar halinde”

Aşık’ın ne gibi bir ruh haleti içinde olduğu çok güzel anlaşılıyor. Üstelik içinde bulunduğu durumu da adeta çizgilerle anlatabilmektedir. Bu yüzden beşiktekiler tarafından bile kınandığını söylüyor ve sonra bu dünyadan usandığını ifade ediyor:

“Mahzuni Şerifim ama hey yandım!

Yürü zalim dünya senden usandım

Onbeşinde yetmiş yaşlıya döndüm

Ecel de badeyi sunar halinde”

Aşık Mahzuni şiirini söylemeyi bitirir bitirmez hemen ekledi:

“Bu şiiri o zaman söylemiştim. Şimdi hayatımdan pek şikayetim yok.”

Aşık Mahzuni böyle söylüyor ama şu şiirini de bize söylüyor:

“İşte gidiyorım çeşmi siyahım

Önümüzde dağlar sıralansa da

Sermayem derdimdir servetim ahım

Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda

Çünkü sen bıraktın ah ile zarda

Figan eyliyeyim viran bağlarda

Ayağıma cennet kiralansa da.

Bağladım canımı zülfün teline

Beni rüsvay ettin elin diline

Güler oldun Mahzuni’nin haline

Kader pençesinde paralansa da.

 

** 0 **

 

 

 

2. Yazı / Tarih 20 Şubat 1963

 

Burası Ankara

            Hançeri belirsiz fakat sızlanır

Girdiği vücudu hayran eder aşk

 

Kalemine kurban olduğum katip

 
Zeynel Kozanoğlu

Aşık Mahzuni kısa boylu esmer bir delikanlı. Çok tatlı bir konuşması var. İnsan onu görür görmez seviveriyor. Aydınlık kafalı bir genç olduğundan şiirlerinden bazılarında da bu fikirlerini açıklıyor:

“Bize aşık derler darılma softa

Sevda belasının pek hastasıyız

Oku ismimizi, ara bul Kaf’ta

Biz canlı kitabın yük bestesiyiz

Gerçi meyhanedir fakirhanemiz

Boşa taşırmayız meyimizi biz

İçip sağa sola çatan değiliz

Alemi vahdetin çok ustasıyız

Sözümüz sırattır her can geçemez

Suyumuz zehirdir, diri içemez

Hikmetimiz garip cahil seçemez

Haktan hakka inmiş hak postasıyız.”

Bunlar gerçekten düşündürücü mısralar. Yirmisinde bir şairin söyleyebilişine de şaşmamak kabil değil. İnsan şairliğin bir vergi olduğuna daha çok inanıyor. Neden demişler “Şair olunmaz, şair doğulur,” diye… “Hikmetimiz garip cahil seçemez..” diyor. Sonra şiirde baştan sona bir efendilik hakim. Hiç bir seviyesizce lafa yer verilmemiş. Hakaret yok, güzel güzel yerme var:

“Kovduk Mahzuni’yi divanımızdan

Dünyada gençtir civanımızdan

Yalnız arı uçar kovanımızdan

Biz halli, zehirli gül destesiyiz”

Mahzuni’nin aşkı tarif edişi de güzel. Durup dururken aşk konusu açılmıştı. Dedi ki: “Aşkı nasıl anlıyorsun diye sorsanız, size bir şiirimi okurdum” .

Mahzuni sonra şiirini okudu:

“Cehennemin bucağında gizlenir

Çıkar Kaf dağından seyran eder aşk

Hançeri belirsiz fakat sızlanır

Girdiği vücudu hayran eder aşk

Tanımaz korkuyu bilmez imanı

Sarı gazel yapar zümrüt çimeni

Parçalar sultanı yırtar fermanı

Tac ü devletini viran eder aşk.

Aşk bir zehir baldır yiyen mest olur

Derdi sever ada ile dost olur

Taca tekme vurur şahtan üst olur

Bin daldan bin dala kervan eder aşk

Aşk bir mamuredir muallak sabit

Kendin bulmak istiyorsan aşka git

Mahzuni, değilim aşk ile hasut

Düşmanı dost, dostu düşman eder aşk”

Mahzuni’nin kendine göre düşleri var. Söz arasında dedi ki:

“Ya bir canlı mezara gömülebilen bir ölü, ya da bir canlı mezar olayım. Ruhun baki olduğuna önem vermiyorum, elverir ki ben baki olayım.”

Mahzuni bir aşık sülaleye mensup. Babasının dedesi meşhur Mücrimi imiş. Dedesi İsmail Hoca da Ruşani mahlasıyla şiirler yazarmış. Onlardan Mahzuni’ye intikal etmiş. Bu genç çocuğun en çok önem verdiği şeylerden biri de, insanın kendisi. Bütün insanları teker teker sevdiğini söylüyor. Tanıdık tanımadık bütün insanlara hürmeti var. Bencil değil hiç bir zaman. Şiirlerinden biri şöyle:

Bir deli bir taş atarsa

Bir dünyayı bulandırır

Bir delinin bir tek taşı

Bin akıllı dolandırır

Ben o yare bulmam şirki

Giymişim serseri kürkü

Öyle bir zenginliktir ki

Kapı kapı dilendirir

Yiğitsen nefsinle savaş

Ki gönüle olasın baş

Dost yoluna damlacık yaş

Yedi çölü sulandırır

Sevdiğim kırkın biridir

Ondan gönül serseridir

Mahzuni dost Kıtmir’idir

Gâh dalar gâh dallandırır”

Mahzuni kendisi gibi Aşık bir delikanlı olan Maksudi ile kardeş olmuş. Aralarında hiç bir akrabalık olmadığı halde birbirini kardeş bilmişler, öyle de sürüp gidiyormuş. Üstelik Maksudi ile ayni mezhepten değilmiş, değillermiş de.

Ben Maksudi’yi tanıyamadım. Biraz muhafazakârmış. Öyle olduğu halde kardeş olmuşlar. “Bununla şunu isbat etmek istedim,” diyor, Mahzuni. “İki insan karakter bakımından birbirinin tıpa tıp aynı olmasa bile yine de geçinebilir: Gül gibi yaşar giderler.”

Aşık Mahzuni cehaletin de şiddetle aleyhinde. Bir şiirinde diyor ki:

“Cehalet yüz yaşa rastgelir ise

Üç yaşlı yavruya kul sayılır o

Bir güneş gölgeye huzme salarsa

Küstürür dağları yalpa vurur o.

Maya değiştirmez bin yıllık hırka

Çalış da vakıf ol, aydaki farka

Hayvan bürünse de altundan kürke

Abayi ecdattan hayvan durur o.

Cahil ne bilecek hakkın ha’sını

Hakka layıksa yar yaşın süsünü

Bilmeze giydirsem rahmet fesini

Çünkü tiynetidir lanet görür o.

Yalan mıdır dostlar cahil Mahzuni

Ben sevgiden aldım imanı, dini,

Ne bilsin birliği bidini fani

Hak tanımaz kibir ile gurur o.”

Mahzuni yirmisinde bir delikanlı, demiştik. Onun basılı eseri yok. Fakat bir kitabı dolduracak kadar şiirleri var. Mahzuni’den son olarak bir şiir daha istedim. “Yaz,” dedi, “Kalemine kurban olduğum katip”.

Ben Mahzuni bana söylüyor sanmıştım, meğer bu şiirin ilk mısrasıymış. Yazmaya başladım:

“Kalemine kurban olduğum katip

Yar şikayet defterine yaz beni

Boynuma Musalık tokunu takıp

İlet götür divanına diz beni

Ferhat misaliyim dağlar delerim

Bahtiyarım derdim ile gülerim

Yaralı kuzuyum ayrı melerim

Annem kabul etmez yoz beni

Sanma ki her aşık şehvetin kulu

Onun üzerinde sevda tapulu

Ben şehirim ki yüzdört kapulu

Gir kapımdan çarşı çarşı gez beni

Dalında hazan var virandır bağım

Ne yaylam var, benim ne de otağım

Dünyayı kavuran yare aşığım

Avutmuyor gelin beni kız beni

Mahzuni Şerifim nedense soldum

Derdimin içinde tabibi buldum

Hayattan memattan her şeyden oldum

Ne tatlı belaya koydu saz beni.”

Aşık Mahzuni adlı delikanlı çok ümit verici. Kısmet olursa ondan daha ileride çok çok söz edeceğiz. Şimdilik bu kadarla yetineceğim

** 0 **

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.